İçimdeki boşluğu Ezra'ya açıklamam zor olacaktı...
Bir Gün Sonra
"Maeve, iyi misin? Dünden beri hiç konuşmadın," dedi Ezra.
Cehennem Kıtası'nda bize verilen odamızdaydık. Ezra sürekli ne olduğunu soruyordu. Benim aklım ise dünkü olaylardaydı.
Sahi, dün ne mi olmuştu?
Ben gökyüzünden süzülerek aşağıya indim. Bu sırada tüm askerler ve dostlarım yere kapanmıştı. Kılıcımı kılıfına soktuğum zaman herkes kendine geldi. Şaşkınlıkla yerden kalktılar. Kraliçe Odile, "Canavarı yendin mi, bitti mi?" gibi sorular sormaya başladı.
Hiç kimse biraz önce olanları hatırlamıyordu. Bana "tanrım" demelerine mi yoksa hatırlamamalarına mı şaşıracağımı bilememiştim. Oradan hemen ışınlanarak kaçmıştım.
Agora'ya sinirliydim. Eğer ben tanrıysam biliyor olmalıydı. Bana bahsetmediği için geldiğim yüksek dağın zirvesinden bağırarak Agora'ya seslendim.
"Agoraaa! Bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
Bağırışlarım dağlarda yankılanarak bana geri dönüyordu. Agora benimle iletişime geçip geçmeme arasında kalmıştı. Normalde beni hiç beklemeden cevaplayan Agora sadece susuyordu. Agora'ya tekrardan bağırarak seslendim.
"Agora, çabuk söyle!"
Agora sessizce konuşmaya başladı.
"Maeve, inan ben de bilmiyordum. Ama tek bildiğim bir şey var. Maeve, yüzyıllardır süren reenkarnasyonlarından farklı bir şekilde bu hayatında iki ruha sahip oldun. Bunun sonucunda bir tanrıya dönüşmüş olabilirsin. Ama emin ol şu anda tanrı olmana değil, başka bir şeye kızmalısın."
Agora'yı dinlerken biraz sakinleştim ve ona "Neye kızmalıyım?" diye sordum.
"Maeve, çok üzülerek söylüyorum ki seninle benim, bu hayattan sonra birlikteliğimiz olmayacak. Bunu sana şöyle açıklayayım: Yüzyıllardır süren reenkarnasyonun sonuncususun. Bundan sonra tekrardan doğmayacaksın. Ben de..."
"Evet, sen de, Agora peki sana ne olacak? Söyle Agora, sana ne olacak!" diye korkuyla söyledim.
Agora tekrardan konuşmaya başladı.
"Ben de sonsuza kadar kaybolmayan gökte bir yıldıza dönüşeceğim. Biz özel hayvanların ömrü bitince yıldıza dönüşür. Benim de yaşamım seninle beraber bitecek. Aslında uzun yıllardır ölmek istiyordum ama seni bulduktan sonra bir an yaşamanın güzel olabileceğini düşünmüştüm. Maeve, sana söylemeliyim ki, yapacağın veya gerçekleştirecek olduğun her şeyi yap çünkü cadıları yenemezsek ikimiz de arkamızda batmış veya yok olmak üzere olan bir Fontaine'i bırakacağız. Kılıcına sahip olduğuna göre şimdi yapmak istediğin şey ne?"
Yere çökerek oturdum. Güçlü rüzgâr yüzüme sertçe çarpıyordu. "İkimiz de yok olursak geride kalan biri olur muydu?" diye düşünüyordum. Agora'nın sorusunun cevabı zaten belliydi.
"Bundan sonraki yapacağım ilk şey seni kurtarmak. Sırada Birleşik Krallık'a geri dönmek var."
Agora sessizleşerek sadece hırıldadı. Yüzümü gökyüzüne çevirdim. Hâlâ bir tanrı olabileceğime inanamıyordum. Bu sırada önümde beliren Güneş tanrıçası Antha ve Helene'ye şaşkınlıkla baktım.
Bana gülümsediler ve havada uçarak karşımda durdular.
"Aramıza hoş geldin yerlerin ve göklerin tanrıçası Prenses Maeve. Sizi aramızda görmekten onur duyuyoruz efendim. Sizi tanrıların ve tanrıçaların toplantısı için davet ediyoruz."
Antha ve Helene'ye şaşırarak baktım. "Ben yerlerin ve göklerin tanrıçası mıyım?"
Antha söz alarak konuştu.
"Aslında siz her şeyin başlangıcı ve sonusunuz. Sizinle başlayan bu evren sizinle yok olacaktır. Siz hem yaratıcısınız hem de kıyameti getirecek olansınız. Er ya da geç olacak olan kıyameti siz yapacaksınız. İzninizle biz gidiyoruz. Toplantıya katılmayı unutmayınız efendim."
İkisi de gözden kaybolarak gitti. Derin bir nefes aldım.
"O cadıların bana sürekli 'her şeyin başlangıcı ve sonu sensin' demek istedikleri şey buymuş meğer. Gerçekten yaşamı getirdiğim gibi kendimle beraber kıyameti mi getiriyordum?"
Elimdeki kılıcıma baktım. Kılıfı çok güzel işlemelerle donatılmıştı. Bu güzel kılıcı nasıl yarattığımı hatırlayabilseydim keşke diye bir ah çektim. Kılıcımı kılıfından yavaşça çıkardım. Kılıcımdan yükselen enerji ile dağın eteğini sertçe bir enerji dalgası kesip geçti. Kılıcıma hayranlıkla gülümsedim. İçimde bu kılıca karşı büyük bir özlem vardı. Kılıcımı tekrardan kılıfına koydum. Tanrıların ve tanrıçaların toplantısına gitmemeye karar vererek ışınlandım.
Bir Hafta Sonra
Birleşik Krallık'a Ezra ile geri dönmüştüm. Efsin ile İdony'i Hoş Kalpler Kıtası'nı korumaları için göndermiştim. Ezra ile Birleşik Krallık'a bir türlü girememiştik.
Sebebi ise; canım babam ve biricik konsey üyeleri, Krallığı bir güç bariyerinin içine almış olmasıydı. Ne kadar denesek de canımızı yakan bariyerden geçemiyorduk. Ezra atının üzerinden bana seslendi.
"Maeve, kaç gündür deniyoruz. Her yerin kan ter içinde. Bana kalırsa Periler Kıtası'na geri dönüp askerlerle geri dönmeliyiz."
Ezra'ya üzülerek baktım.
"Ezra, haklısın ama şu anda buna zaman ayırırsak bizim için zaman kaybı olacak."
Kiraladığımız şatodan kıtanın etrafındaki güç kalkanını izliyordum. Bir anda aklıma gelen şeyle aşağıdan seslenen Ezra'ya döndüm. Ezra bakışımı anlayınca gülümsedi.
"Bu bakışı biliyorum. Evet, planınız nedir efendim?"
Ezra'nın "efendim" demesine sesli bir şekilde güldüm. Ona doğru elimi uzattım.
"Gel buraya şapşal. Planımızı herkese mi anlatayım?"
Ezra yeni fark edercesine etrafına bakındı sonra yanıma gelmek için atından indi. Işınlanarak yanımda belirdi. Bana gülümseyerek sarıldı.
"Evet suikastçim. Anlat, planın nedir?"
Ezra'nın karnına sert olmayan ama güçlü bir yumruk attım.
"Suikastçın en beklenmedik anda bam diye o bariyeri kıracak."
Ezra acıyla karnını tutup başıyla beni onayladı. Ona gülerek kol attım.
"Acımadı, Ezra, kabul et."
Ezra elini karnından çekerek omzuma kol attı.
"Tamam, itiraf ediyorum. Biraz acıdı," dedi ve dudaklarını büzdü.
İyice çocuklaşan Ezra'nın elini tuttum. Yanağına öpücük bırakarak yürüdüm.
"Peki şimdi geçti mi?" dedim. Ezra hâlâ dudaklarını büzdü.
"Aslında pek geçmedi gibi," dedi.
Gülerek koluna vurdum. Ezra bu sefer acıyla kolunu tuttu.
"Şiddet var ya," dedi ve yemek masasına geçti.
Ben de gülerek oturdum. O geceyi sadece sohbet ederek geçirdik. Planımı Ezra'ya anlatmamıştım. Çünkü planımı duyduğunda izin vermeyebilirdi. Sabah kahvaltımızı ederken sürekli bariyeri nasıl kıracağımızı soruyordu. Öksürerek konuşmaya başladım.
"Ezra, planımı merak ettiğini biliyorum ama kızmayacaksın."
Ezra bir kaşını yukarıya kaldırdı. Elindeki çubukları masaya koydu.
"Evet, seni dinliyorum," dedi.
Ezra'ya söyleyip söylememek arasında kaldım. Bilmesi gerektiğini ve bunun doğal hakkı olduğunu düşündüğüm için söze girdim.
"Ben de sen de bariyerden geçemedik. Bunun sebebi babamın ikimize de yasak koyması. Eğer biz değil de bizim yerimize birini salarsak bizim için birkaç saniye o bariyerin zayıflamasına sebep olur. Bariyer zayıfladığında ise hemen bariyeri kırarım. Fakat bu kişi için aklıma sadece bir kişi geldi."
Ezra başıyla beni onaylıyordu. Merakla kim olduğunu sordu. Ben birkaç dakika sustuktan sonra ikimiz de aynı anda:
"Prens Leo," dedik.
Ezra kıskandığını fark ettirse de planımı mantıklı bulmuştu. Prens Leo'yu bulabilmek için elimle bir solucan deliği açtım. Odasında elindeki konghouyu deniz manzarasına karşı çaldığını gördük. Bir yandan da şarkı söylüyordu.
🎶 나의 두 눈을 감으면 떠오르는 그 눈동자
자꾸 가슴이 시려서 잊혀지길 바랬어
꿈이라면 이제 깨어났으면 제발 정말 네가 나의 운명인
...
🎶
Ezra sinirlenerek kolumdan tuttu. Prens Leo'nun söylediği, "Stay with me" şarkısıydı. Ben de yutkunarak açtığım solucan deliğini kapattım. Ezra bana sinirli sinirli bakıyordu.
"Ezra, neden kızıyorsun? Nereden bileyim şarkı söylediğini?"
Ezra derin bir nefes verdi. Düşününce ona hak veriyordum. Sonuçta ben de Lilly'i şarkı söylerken görseydim Ezra'ya hiç yemediği kadar trip atardım.
Aklıma Lilly'nin gelmesiyle sinirlendim. O kızı o geceden sonra görmemiştim ama ona hiç güvenmiyordum. Hapishaneden çabuk çıkacağına emindim. Bir anda aklıma gelen başka şeyle beynimin kaynadığını hissettim. Lilly ve Ezra'yı öpüşürken gördüğüm aklıma gelmişti. Sinirle Ezra'ya bağırdım. Ezra halimi görünce bana korkuyla baktı.
"Ezra, aklıma ne geldi biliyor musun!"
Ezra korkarak bana sordu.
"Maeve, aklına ne geldi bilmiyorum ama şu anda sinirlenen kişi ben olmalıyım," dedi.
Ezra'ya ölümcül bakışlar atarak yerimden kalktım. Çalışma odasına girerek kapıyı kilitledim. Tamam, geçmiş gitmiş bir olaydı. Ama bu olayı benim unutmuş olmam ve Ezra'ya şu ana kadar hesap sormamış olmam sinirimi bozuyordu. Gerçi ona neden onunla öpüştün diye soramazdım ama bunu hatırladıkça sinirden karşıdaki masaya yumruk attım. Masa ortadan ikiye yarılınca çıkan sesle Ezra kapıyı tıklattı.
"Maeve, ne oluyor? Anlatmak ister misin?"
Derin nefeslerim odayı dolduruyordu. Tamam, çok fazla kıskanmış olabilirdim ama Ezra'ya soramayacağım kadar önemli bir meseleydi. Beni yanlış anlar diye ona bunun hesabını bile soramamak canımı sıkmıştı. Biraz sakinleştikten sonra şu anda aşka vaktimi ayırmamalıyım diye yerimden kalktım. Kapının kilidini açtım. Bu sırada kapı önünde bekleyen Ezra'yı görünce şaşırdım. Hemen yerden hızlıca kalktı. Bana neden sinirlendiğimi sormadan ona Asiller Kıtası'na gidip geleceğimi söyledim. Ezra'nın yanından ayrılacağım sırada kolumdan tuttu ve kendine doğru beni hızlıca döndürdü. Yüzüme endişeyle bakıyordu.
"Ezra, bir anlık sinirdi. Önemli bir şey değil. Sen lütfen benim için burada bekle. Ben Prens Leo'yu alıp geleyim."
Ezra bana doğru yaklaştı.
"Maeve, beni seviyorsan lütfen söyle. Lütfen..." dedi.
Ezra biraz bekledi. Benden cevap alamayınca hayal kırıklığıyla kolumu bıraktı. Arkasına döndü. Birkaç dakika da benden cevap gelmesini bekledi. Susmayı seçtiğim için yürümeye başladı.
Gözümden düşen yaşı artık tutmayı bırakarak ben de arkama döndüm. Koridorda birbirimize karşı hiç dönmeden yürüdük. Koridorun sonunda ışınlanarak kayboldum.
Ezra ile şu anda bu halde olmamızın sebebi bendim. "Beni seviyorsan söyle," demişti. Cevap vermediğimden dolayı o, bana olan sevgimi sorguladı ve arkasına bile bakmadan beni bırakıp gitti.
Ben ona neden cevap vermedim, hâlâ aklım almıyordu. En azından "önemli değil" demeliydim. Ama o an sanki hiç konuşmak istemedim. Asiller Kıtası'na ışınlanırken aklımda olan tek şey Ezra'ydı.
Acaba ben Ezra için doğru insan değil miyim diye düşünmeden edemiyordum. Beni sevdiğini iliklerime kadar hissettirse de aynı şekilde onu sevdiğimi hissettiremiyordum belki de.
Ezra'yı seviyordum ama içimde şu an açılan büyük bir boşluk vardı. Ona bu boşluğu nasıl açıklayacaktım? Belki de sadece aşk konusunda kendimi kısa süreliğine kapatmalıydım. Ezra'ya bunları söylemek istemem canımı daha fazla acıtıyordu ama geri döndüğüm zaman ilk bunu konuşmalıyım diye karar verdim.
Bölüm Sonu
Evet, bölümümüz kısa oldu ama nasıl buldunuz bakalım?
Maeve sizce neden böyle davrandı?
Ezra'ya soracak mı Lilly ile arasında bir şey oldu mu diye?
Tahminleri alayım.
Bölüme oy ve yorum yapmayı unutmayın.
SEVİLİYORSUNUZ.


