Kaybetmekten korktuğumuz kadar başka neyden korkuyoruz?
İyi okumalar sevgili okuyucularım.
Cehennem Kıtası'nın volkanları cayır cayır kaynıyordu. Dışarıya püsküren lavlar, volkanların dışından etrafa akıyordu.
Etraf lavlarla kaplanmış, kırmızı renk hâkimiyetindeydi. Ağaç ve yeşillik sadece hayalde kalırdı çünkü volkandan başka bir şey yoktu. Düz, kurak çöller ve kaynayan dağlar insanın gözüne korkunç gözüküyordu. Sabahtan beri yürümediğim yer kalmamıştı.
Ateşle çevrelenmiş olan lav gölünün kenarına geldim. Karşıya geçmek için uçmam gerekiyordu. Kılıcımı bulacağım yer hakkında en ufak fikrim de yoktu. Agora ile sürekli iletişimdeydim. Bana verdiği bilgi ise sadece:
"Her kılıç sahibini tanır. Sen kılıcına dokunduğunda seni tanıyacaktır." demişti.
Işınlanarak gidebilecekken yürümeyi tercih etmemin sebebi, aramadığım tek bir yerin bile kalmasını istemediğim içindi. Belki kılıcımı aylarca arayacaktım ya da belki bugün şans eseri onu bulacaktım. Bilmiyordum ama tek bildiğim şey; bu olasılıklar dünyasında hiçbir şey yapmamaktansa ölmek daha iyiydi.
Elimi hızlı tutup kılıcımı hem hissetmeye hem de uçmaya çalışıyordum. Sayısız volkanın arasında onu bulabilmek için canla başla arıyordum.
Uçmayı bırakarak yukarıya doğru lavlar fırlatan volkanın eteğine indim. Bu volkan garipti ve bana hiç iyi duygular hissettirmemişti. Sanki her an yer yarılıp tüm kıtayı yutacak bir hali vardı. Başım da ağrımaya başladı. Gerçekten kötü bir şey olacak gibi hissediyordum. Anlam veremiyordum. Etrafımda dönerek gözlerimle her yeri incelemeye çalışıyordum.
Arkamdan gelen büyük sesle bağırarak bir anda yere kapandım. Ellerimle kulaklarımı kapatmıştım. Korkuyla gözümü açtım. Etrafı sararak gelen büyük bir siyah duman gördüm. Ve dumanın ardından gelen büyük güç dalgasını da gördüm.
Gözlerim neredeyse yerinden çıkacak gibiydi. Yükselerek gelen kara dumanı bekliyordum. Düşünme yetimi çoktan kaybetmiş bir halde, can havliyle uçabildiğim en yükseğe doğru yerden kalktım.
Gelen güçlü dalga son anda uçarak kalktığım yerdeki dağları parçalayarak yoluna devam etti. Etrafımı kaplayan siyah dumandan çıkmak için elimle sihir yaptım. Elimin üzerinde tuttuğum ışık ile dumanın içinde uçmaya başladım. Bir yandan da bu dumanın nereden geldiğini anlamaya çalışıyordum.
Gücümü artırarak daha hızlı uçmaya başladım. Karşıda gördüğüm devasa canavarla uçmayı kesip havada asılı bir şekilde kaldım.
Canavar sadece ateş ve lavlardan oluşmuş bir haldeydi. Korkunç ve bir o kadar da yakıcıydı. Dumanını ve dalgalarını adım attıkça etrafa göndermeyi de ihmal etmiyordu.
Canavarı biraz inceledikten sonra ne yapmam gerektiği konusunda düşündüm. Tabii ki de verdiğim karar fevri olmaktı. Canavar beni gördüğü ilk anda onu pişman edecektim.
Canavar kolunu savurarak köyleri ateşe verdi. Korkuyla kaçan insanları görünce çabuk davranmam gerektiği konusunda karar almıştım. Işık hızında uçarak canavarın etrafında döndüm. Canavar beni göremese de varlığımı hissettiği için etrafına bakınarak beni görmeye çalışıyordu. Canavarın tam önünde durdum ve gülümsedim.
"Hey, koca yaratık, ne haber!"
Canavar dağları parçalayarak yanıma doğru gelmeye başladı. Ellerimi iki yana açtım. Gözlerimi kapatarak etrafımdan saçılan ışık dalgalarını göndermeye başladım. Gittikçe güçlenen dalgalarıma daha iyi hükmetmek için gözlerimi açtım.
Dalga, karanlık dumanı yararak canavara çarptı. Canavarın devasa bacağından kesip geçince canavar delirircesine bağırdı. Yandan bir gülüş atarak, "Tam isabet, koca bebek," dedim.
Canavar bana sinirle bakmaya başladı. Gözlerinden çıkacak olan ışını görünce gülmeyi kesip ışıktan kaçtım. Gözüyle saçtığı ışınlar her yeri parçalamıştı. Canavara daha yakından vurabilmek için yakınlaştım. Bana doğru savurduğu kolunun arasından ters takla atarak kurtuldum.
Canavarın devasa göbeğinin hizasına geldiğimde var gücümle sihir yaptım. Sihrimi hızlandırarak canavarın göbeğini parçaladım. Açılan yeri görünce canavarın eli üzerime sertçe geldi. Elini son anda sihir yaparak üzerimde tutmayı başarmıştım.
Canavarda açtığım yerler kapanmaya başlayınca sinirle bir küfür savurdum. Kahretsin ki canavarın ateşten kolları ile bedeni arasında sıkışmıştım. Ne kadar sihir yaparak kendimi korumaya çalışsam da yaptığım kalkanı canavar sonuna kadar zorluyordu. Sihrimi var gücümle kullanırken Agora'ya seslendim.
"Agora, yardım etttttt!"
Agora sesimi duyunca etrafımda varlığını hissettirecek kadar bir siluet oluşturdu.
"Maeve, bu canavar boşuna gelmiş değil," dedi.
Ben bir yandan kalkanımı zorlayan canavara odaklanıyordum bir yandan da merakla Agora'ya sordum. Daha doğrusu bağırdım.
"Ne demek istiyorsun sen! Sürekli şifreli konuşuyorsun Agora, gerçekten çok yardımcı oldun!"
Agora'ya bağırdığım için biraz suçlu hissetsem de haklıydım. Agora'nın silueti karşıma geçti.
"Maeve, hâlâ çocuk gibisin. Daha fark edemediğin o kadar çok şey var ki... Demek istediğim şey, bu canavar senin için geldi. Canavarı dikkatle baktığında ne demek istediğimi anlayacaksın."
Agora içime girdi ve kendimi daha güçlü hissettim. Canavarın kolunu ortadan ikiye ışıktan yapmış olduğum sihirle kestim. Agora'nın sözlerini dinleyerek canavara dikkatle baktım.
Ve evet, gerçekten bunu nasıl fark edememiştim? Canavarın kalbinde aradığım, yüzyıllardır kendi güçlerimle ürettiğim kılıç vardı. O kadar şaşkındım ki kahkaha atmaya başlamıştım. Tek sorun, bu canavardan nasıl alacağımdı. Bu cevap çok geçmeden aşağıda gördüğüm kişilerle gelmişti.
Ezra, Efsin, İdony, Cehennem Kıtası'nın kraliçesi Odile, Silas ve arkasındaki kraliyet ordusu bana bakıyordu. Onları gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Elimi havaya kaldırıp el salladım.
Tatlı halime gülerek el sallayan dostlarıma selam verdikten sonra kılıcıma ulaşmama engel olan tek soruna yani canavara doğru baktım.
Canavara bağırarak saldırıya geçen orduyla ve dostlarımın yardımıyla canavara derin çizikler atmıştık.
Benim gibi uçabilen Kraliçe Odile yanıma geldi. Bana selam verdi ve canavarın ateşini bükerek vücudunu dalgalandırdı. Ben kraliçeyi hayretle izlerken, artık dostlarımı hayret içinde bırakacak ışığımı canavarın vücuduna doğru büktüm. Ben ışığımla, İdony suyla, Ezra toprakla, Silas ateşle ve Efsin havayla canavara saldırıyorduk.
Canavarın gözlerinden çıkardığı ışını görmemle bağırarak aşağıya doğru uçtum. Işının önüne düşünmeden son anda atladım. Işın beni karşı dağa savurdu. Vücudumun delirircesine yandığını yeni yeni hissetmeye başladım.
Vücudum yandığı için berbat bir halde olduğuna da emindim. Acıyla inledim. Karşı tarafta gördüğüm kaynayan suyu can havliyle dondurdum. Donan ve soğuyan suyu kendime doğru çektim. Suyu vücudumun üzerine fırlattım.
Üzerimden çıkan dumanlarla daha iyi hissettim. Fakat su üzerimden tekrar gidince canım yanmaya devam etti. Acı ile aşağıya düştüm. Ezra'nın adımı bağırarak seslendiğini duydum. Atıyla karşı dağdan bana son süratle geliyordu. Hafifçe gülümsedim ve yerden kalktım.
Dondurduğum suyun içine girdim. Benim su bükücü olduğumu şimdi hatırlamam ne kadar doğruydu? Serinleyen vücudumun etrafını su ile kapladım. Etrafımdaki tüm gördüğüm kaynayan suları kendime çekerek havalandım. Su etrafımda dans edercesine benimle yükseliyordu.
Ezra'ya doğru baktım. Ezra benim iyi olduğumu görünce elini kalbine koydu. Kollarını kafasının üzerinde birleştirerek kalp yaptı. Bana bağırarak seslendi.
"Başaracaksın Maeve, başaracaksın aşkım!"
Ezra'yı arkamda bırakarak canavara doğru son sürat uçtum. Beni gören ordu şaşırarak beni izlemeye başladı. Kraliçe Odile elinden geldiğince savaşmıştı fakat canavarı yok etmek o kadar kolay değildi.
Bu canavarı sadece ben yok edebilirdim. Bunu ışınla beraber dağa çarptığımda anlamıştım. Tüm orduyu ve bana destek veren arkadaşlarımı geri çekilmelerini söyledim.
Yerden bana yardım etmesi için sudan oluşturduğum vücudumun içine Kral İdony'i alarak havalandım. İdony ne yapacağımızı anlayınca gerindi. Bana doğru baktı.
"Yapalım şu işi," dedi.
Sudan oluşturduğum sağ kolumu kaynayan gölete uzattım. İdony de diğer kolu başka bir gölete bağladı. İkimiz de hazır olunca son gücümüzle suyumuzu canavara doğru gönderdik.
Canavarın kalbinde açtığımız sudan yola doğru yürümeye başladım. İdony suyu kontrol ederken canavarın içine girdim. Kılıcımı biraz uzağımda görmemle arkamı döndüm.
"Bundan sonrası bende, lütfen herkesi sudan bir kalkanın içine al."
İdony kafasını sallayarak suyu aşağıya çevirdi. Herkesin güvende olduğunu gördükten sonra kılıcıma doğru adım atmaya başladım. Attığım her adımda kılıç hareketleniyordu. Bu hareket yüzünden canavar delirircesine etrafına ateş saçıyordu. Kılıcımın yanına geldim ve durdum.
O kadar güzeldi ki bu kılıcı nasıl yarattığımı merak ettim. Kılıcın etrafından çıkmaya başlayan su dalgalarını hiçe sayarak kılıcıma dokundum. Kılıcıma dokunduğum anda gözlerim kılıcımın rengine bürünerek parıldadı.
Kılıcı oradan çektiğimde ise canavarın vücudu patladı. Ortaya çıkan devasa ateşler yavaş yavaş yok olarak yerini dumana bıraktı. Dumanların arasından çıkarak aşağıya doğru baktım. Beni gören herkes birer birer çökerek yere kapandı.
Kılıcımın gücü içimi doldururken elimdeki kılıcı havaya kaldırdım. Kılıcımdan bir anda kocaman bir yıldırım ile gökyüzünün her tarafında yıldırımlar çakmaya başladı. Tüm ordu ve dostlarım önümde eğilip kalmaya başladı.
"Çok yaşayın tanrımız, çok yaşayın tanrımız...!"
Gözlerimi fal taşı gibi açtım. Onlar biraz önce bana ne demişlerdi? Tüm insanların gözlerinin rengi benimkisi gibi mavi renkteydi.
Bana "Çok yaşayın tanrım" diyorlardı. Etrafıma şaşırarak bağırdım.
"Neee! Ben... ben... ben tanrı mıyım?"
194Please respect copyright.PENANAZMed9JCfJo
Bölüm Sonu194Please respect copyright.PENANA9ajWT7sJx9
Evet, bölümü nasıl buldunuz?
Arkadaşlar, aslında bölümü yazarken hayalimi betimlemeye çalışıyorum. Ne kadar etkili hiç bilmiyorum. Umarım betimlemem ile hayalinizde anlatımım gerçekleşir.
Hepiniz çok değerlisiniz, bana destek veren herkes bölüme oy ve yorum yapmayı esirgemesin.
SEVİLİYORSUNUZ!
NAKSU SHADOW ASSASİN


