"Beni özledin mi?"
Arkama döndüğümde kaşlarım çatılmıştı. Eski çağ cadılarından biri olan siyah saçlı kadın karşımda bana gülümsüyordu. Anlam verememiştim. Hava uçağımı ve beni nereden bulmuştu?
Cadıya kötü kötü bakarken görmek istemeyeceğim bir görüntü ile karşılaştım. İçimden kendime lanet okudum. Cadının arkasından gelen, onun ikizi gibi yüze sahip ama beyaz saçları olan bir kadın koridordan bana doğru gelmeye başladı.
Arkasından da havada mavi zincirlere bağlanmış Efsin, İdony ve Ezra vardı. İçimden sinirle küfür savurdum. Cadılar yan yana geldiklerinde bana kahkahalarla gülmeye başladılar.
Gerçekten çok fazla oluyordu. Artık buna bir son vermem gerekiyordu. Kılıcımı hâlâ bulamadığım için onlarla savaşmak zor olacaktı ama her yeri kan içinde olan sevdiklerimi görünce içimden tekrardan bir küfür savurdum.
"Başlarım kılıcına!"
Tam cadılara doğru koşmak üzereydim ki kulaklarıma gelen sesle durdum.
"Maeve, sakin ol, sakin ol. Onlarla şu anda yüzleşemezsin. Bu kadar çabuk karşına geldilerse kesin planları vardır. Dikkatli ol Maeve, bir kez buldum seni, bu kez kaybedemem!"
Agora'nın sözlerine karşılık bir şey söylemeden elimi havaya kaldırdım. Cadıların vücutlarını istemsizce kontrolüm altına alınca bağırmaya başladılar. Siyah saçlı kadının elinden yükselen siyah aurayla bir anda vücudumu kontrol etmeye başlamıştı.
İkimiz de telekinezi yapmaya çalışıyorduk. Yerdeki bedenim havalanmaya başlayınca sanki kanım çekiliyormuş gibi hissettim. Onlara uyguladığım telekineziyi neredeyse cadı bitirmek üzereydi. Boğazımın sıkılmasıyla nefes almak bile zor geliyordu. Siyah saçlı cadı vücudumu bir anda kendisine doğru çekti. Çirkin ellerini boğazıma dayadı. Bunu yaparken gülmeyi de ihmal etmiyordu. Canım çok fazla yandığı için burnumdan kanlar gelmeye başladı. Benim bu halimi çok zorla da olsa görebilen Ezra bağırmaya başladı.
"Bırakın! Maeve'i bırakın!"
Siyah saçlı kadın gülmesini sona erdirerek bana, "Demek sevgilin, o zaman ilk ondan başlayalım..." dedi.
Cadı diğer elini havaya kaldırdı. Ezra da havalanarak cadının yanına geldi. Şu anda cadıya yapmak istediğim çok güzel şeyler vardı ama vücudumu bile oynatamıyordum. Cadı çirkin pençelerini çıkararak Ezra'nın karnına sapladı. O an gerçekten çok korkmuştum. Ezra'yı kaybetmekten o kadar korkmuştum ki... Ezra bir anda yere yığıldı.
Cadı kahkaha atmaya başladı. Sinirle ve korkuyla delirircesine bağırdım.
"AAAAA!"
Etrafımdan çıkan beyaz ve mavi karışımı aura cadıları koridorun sonuna kadar fırlatmıştı. Elimi havaya kaldırdım. Cadıların vücuduna öyle bir telekinezi uyguladım ki ikisinin de burnundan kan gelmeye başladı.
"Şerefsiz, göreceksin, bitireceğim seni!"
Cadının bana uyguladığı gibi kendime doğru hızla çektim onu. Boğazına o kadar sıkı sarmıştım ki... Bir yandan sinirle bağırıyordum. Cadının nefesi neredeyse kesilmenin eşiğine gelmişti. Cadının ağzından, burnundan ve gözlerinden kan gelmeye başlamıştı. Bu sırada arkamdan saplanan şeyle yere yığıldım.
Gözlerim kapanmadan önce hissettiğim tek şey, vücudumun deli gibi yandığıydı. Ne kadar süre baygın olduğumu bilmiyordum. Gözlerimi acıyla açtım. Hava uçağının cehennem lavlarının içinde olduğunu gördüm. Etrafım ateşle kaplıydı.
Karnıma saplanmış bir mızrak vardı. Canım o kadar acıyordu ki, tekrardan ölmemeyi diledim. Vücudumu zorla da olsa kıpırdattım. Ellerimi acıyla mızrağa götürdüm.
Kahretsin, çok acıyordu. Mızrağın sapını bulduktan sonra hiç düşünmeden çektim. Ağzımdan gelen kan kütlesi ile tekrardan yere düştüm. Gözlerimin kapanacağına o kadar emindim ki ama dayanmaya çalışıyordum. Karşıda gördüğüm şeyle, "Yardım edin!" dedim.
Gözlerim tekrardan kapanmıştı.
185Please respect copyright.PENANAy5IA2ii5cq
Yazarın Anlatımıyla
Maeve'in bedeninin etrafı tamamen ateşle kaplanmıştı. Cehennem çukurundan çıkan kanatları olan biri vardı. Maeve'e doğru uçtu. Hava uçağının içerisindeki Maeve'in üzerindeki ateşleri ateş bükerek söndürdü.
Maeve'i kucağına alarak saraya götürdü. Bu kişi Kraliçe Odile'den başkası değildi. Saraya vardığında muhafızlara sinirle bağırdı.
"Çabuk bana doktorları gönderin!"
Kraliçe Odile kanatlarını yok ederek sarayın içerisine girdi. Elinde kanlar içindeki kıza korkuyla baktı. Çabuk olmazlarsa ölebilirdi. Yanına koşar adımla gelen oğlu Silas'a ve doktorlara sertçe gürledi.
"Nerede kaldınız!"
Doktorlar kraliçenin elinden kızı alarak hemen tedavi için koşmaya başladılar. Silas annesinin yanına geldiğinde kanlar içinde gördüğü kızın Prenses Maeve olduğunu hatırladı. Kekeleyerek konuştu.
"A-anne, bu kız Birleşik Krallık'ın prensesi değil mi?"
Odile korkuyla oğluna döndü. "Ne! Prenses Maeve mi?"
Silas başıyla annesini onayladı. Kraliçe Odile'nin arkasından seslenen muhafızla kraliçe arkasına döndü. Kanlar içinde olan genç bir adam vardı. Kraliçe onun da tedavi olması için hemen emir verdi.
İçinden "Ne oluyor?" dedi. Bu gençleri kim bu hale getirmişti? Birleşik Krallık'a haber vermeli miydi?
Kafasında bin bir türlü soru dönerken Kral Zabini yanına ışınlanarak geldi. Kraliçenin koluna dokundu. "İyi misin Odile, ne oluyor burada?"
Odile derin bir nefes aldı. Zabini'nin elini tutarak ışınlandı. Silas korkuyla ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Doktorların gittiği yere doğru koşar adım gitti.
İki odada da ölüm kalım meselesi vardı. Ağır yaralanan Maeve için çok üzülüyordu. Doktorlar yarasının üzerine pansuman yaparken korkuyla bekliyordu. Ne yapmalıydı, hiç bilmiyordu.
8 saat sonra:
Doktorlar zor da olsa iki genci kurtarmayı başarmıştı. Elleri kanla çıkan doktorlar Silas'ı bilgilendirdiler. Silas annesi ve babasını çağırmaya gitti. Kral ve kraliçe hemen ışınlanarak Maeve ve Ezra'nın olduğu odaya geldiler. Evet, yanlış duymadınız. Diğer bulunan kişi Ezra'ydı. Kral Zabini kraliçeye döndü.
"Biri Birleşik Krallık'ın prensesi, diğeri de Periler Kıtası'nın prensi. Bu ikilinin bu kıtada ne işi var? Başlarına ne gelmiş?"
Kraliçe hüzünle krala baktı.
"Bilmiyorum ama uyanınca öğrenelim."
Maeve ve Ezra'yı odada bırakarak gittiler. Kraliçe kapıya muhafızları koydu. Her an olumsuz bir şey olursa haber vermelerini istiyordu. Maeve yaklaşık iki saat sonra yavaş yavaş gözlerini açmayı başardı.
185Please respect copyright.PENANAfM58J4dtfq
Prenses Maeve'in Anlatımıyla
Gözlerimi zar zor açmıştım. Etrafım hâlâ bulanıkken nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Görme yetim tamamen geldiğinde etrafıma doğru göz gezdirdim.
Bu sırada yan tarafımdan gelen öksürük sesi ile oraya döndüm. Ezra yan tarafımdaki yataktaydı. Benim gibi yavaş yavaş uyanıyordu. Korkuyla yanına gitmek istemiştim. Ona bir şey olsa Fontaine'i tamamen yakardım.
Acıyan yaram sağ olsun, kalkamadım bile. Ezra gözlerini açtığı zaman yanında olduğumu bilsin diye adını seslendim.
"Ezra, Ezra iyi misin?"
Ezra yorgun gözlerle bana baktı. Beni görünce dudakları yukarıya kıvrıldı. "Hâlâ ölmediğime göre rüya görüyor olmalıyım."
Ezra'ya burukça gülümsedim.
"Hayır Ezra, rüyada değilsin. Yaşadığın için, beni bırakmadığın için o kadar mutluyum ki..."
Gözlerimden yavaş yavaş akan gözyaşlarım ile Ezra'ya gülümsemeye çalışıyordum. Ezra acısını hiçe sayarak yatağından yanıma geldi. Yavaşça otururken gözlerinden akan göz yaşlarını hiçe sayıyordu. Bana yavaşça sarıldı.
"Birbirimizi bir daha hiç göremeyeceğimizi sandım. Maeve, sen iyi misin, değil mi? Canını acıttılar mı?"
Kendinden önce beni düşünmesi gerçekten çok duygulanmama sebep olmuştu. Artık hıçkırarak ağlıyordum. Ben ağlarken o da saçlarımı okşayarak beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Yavaşça geriye uzanarak yatakta yan yana geldik.
Ağlayarak birbirimize sarılıyorduk. Uzun bir süre ağladıktan sonra kurumuş ve ağırlaşan gözlerimi kapatarak uykuya yenik düştüm.
Sabaha yakın gözlerimi yavaşça açtım. Ezra'nın kolu vücudumu sarmış bir haldeydi. Canım acıdığı için kolunu çekmeye çalıştım.
Başarısızlıkla sonuçlanan eylemimin yerini acı bırakmıştı. Ağzımdan istemsizce bir inleme çıktı. Canım yanıyordu ve bunu durduramıyordum. Ezra korkuyla uyandı. Bana baktığında kolunu hemen çekti.
"Maeve, iyi misin? Canını mı acıttım?"
Ezra'ya "yok" demek istiyordum ama yaram o kadar acıyordu ki... Muhafızlar odaya girince kapıya doğru dönmek zorunda kaldım.
Nerede olduğumuz şu an aklıma gelmesi doğru muydu? Biz Cehennem Kıtası'nın kral ve kraliçesinin sarayındaydık. Muhafızlar koşarak bir yere gitti. Odaya giren doktor hemen yanı başımda bitti.
Elindeki merhemi yanıma koydu. Hemen sarılı olan bandajı çözerek yaramın üzerine sürdü. Acıyla bağırmaya devam ediyordum. Doktor işini bitirince bandajı değiştirdi. Bandaj fazlasıyla kan olmuştu.
Ezra korkuyla nasıl olduğumu anlamaya çalışıyordu. Acıyla ona gülümsedim. Doktorun sürdüğü merhem şu anda daha iyi hissetmeme sebep olmuştu. Kulaklarıma gelen sesle:
"Maeve, sen iyi misin? Ben sana savaşa girme demedim mi! Hiç değişmemişsin, hâlâ eski karakter özelliğini gösteriyorsun. Bir gece boyunca acını çok iyi bir şekilde hissettim. Senin için çok endişelendim!"
Agora'ya acıyla cevap verdim.
"Sahibin iyi, merak etme. Hem seni dinlemeyeceğimi ben de sen de biliyorsun. Canım yanıyor ama hemen iyileşmem lazım."
Agora ile iletişimi kesince Ezra'ya döndüm ve elini tuttum.
"İyiyim, merak etme, daha iyi olacağım. Bu arada Efsin ve İdony..."
Aklıma şimdi gelmesi normal değildi. Korkuyla kalkmaya çalıştım. Ezra kolumdan tutarak yerime oturttu.
"Merak etme. Onlara bir şey yapmazlar. Dertleri senindi ve ellerine geçen ilk fırsatta sana zarar verdiler. Efsin ile İdony'i bulacağım ama sen dinleneceksin, bana söz ver."
Ezra'yı onaylamak istemesem de başımı sallayarak onayladım. Ezra dudağıma küçük bir öpücük kondurarak odadan çıktı. Efsin ve İdony'nin başına bir şey gelmemesi için şu anda tanrıya yalvarıyordum.
185Please respect copyright.PENANAoU4apKaDoA
Prens Ezra'nın Anlatımıyla
185Please respect copyright.PENANAzKm388ZpBD
Maeve'i odada bırakarak koridora çıktım. Kapının karşısında merakla bekleyen Silas'ı görünce şaşırdım. Biz şu anda sarayda mıydık? Silas koluma dokundu.
"Ezra, iyisin değil mi kardeşim?"
Silas'ı kenara çektim.
"İyiyiyim, iyiyim. Silas, senden bir yardım istemem gerekiyor. Benim için yapar mısın?"
Silas gülümsedi ve koluma vurdu.
"Çok korkuttunuz beni. Size bir şey olacak diye ne kadar takla attım burada biliyor musun? Soruna cevabım tabii ki de evet. Yardım ederim ama ne yapmam gerekiyor?"
...
Odaya geri döndüğümde Maeve'i karşıda gördüğü tüm eşyaları havaya kaldırmış bir şekilde buldum. Bu halinden aşırı korkmuştum. Onu sakinleştirmek için yanına gittim.
"Maeve, sakin ol. Cadıları yeneceğiz ama önce kılıcını arayalım. Bu arada Efsin ve İdony'i aramaya gittiler. Sağ salim yanımızda olacaklarına eminim. Biraz sakinleş. İstersen uyu, olur mu?"
Maeve eşyaları yerine bıraktı. Bana doğru baktı. Bu bakışı biliyordum. Hissiz ve sadece intikam almak istiyordu.
"Ezra, şu halimize bir bak. Ben tam güçlendim diyorum, hemen yatağa düşüyorum. Kılıcımı nasıl bulacağım onu bile bilmiyorum. Ölebilirdik, ben hadi neyse de sen ölebilirdin. Hem de benim yüzümden ölebilirdin. Efsin ve İdony için çok endişeliyim. Ne yapayım, nasıl uyuyayım! Savaş kapıda. Bundan sonra yastığa başımı nasıl rahat bir şekilde koyayım?"
Maeve'in elini tuttum. Yavaşça kalkmasına yardımcı oldum.
"Hadi bahçeye gidelim. Nefes al, kendine gel. Ben o leş cadıları yeneceğine inanıyorum."
Bahçeye ışınlandık. Cehennem Kıtası'nın sarayı en azından yeşil olan bir yerdeydi. Bahçede uzun bir süre dinlendik. Maeve'i bıraksam hemen kılıcını bulmak için gidecekti.
Ona söz verdim. Yarın ne olursa olsun o kılıcı bulacaktık. Efsin ve İdony'nin saraya geldiğini öğrenince hızlıca ışınlandık. Tam da tahminim gibi onları öldürmemişlerdi. İdony'nin kollarında Efsin vardı. Hemen nasıl olduklarını sormak için Maeve benden önce koştu.
İdony, son anda su bükerek kurtulduklarını söyledi. Efsin yorgun olduğu için Maeve ile gitti. İdony ile yalnız kalınca biraz sohbet ettik. Yarın kılıcı arayacağımızı söyledim. İdony bunun erken olduğunu söyledi. Ben de ona katılıyordum ama Maeve için bu kılıcı hemen bulmalıydık.
İdony'yle aynı odada uyuduk. Sabaha kadar enerjimin yerine gelmesi gerekiyordu. Bu sebeple hemen uyudum.
185Please respect copyright.PENANA6VMXpaAqSd
Prenses Maeve'in Anlatımıyla
Sabaha kadar uyku gözüme girmemişti. Sürekli aklımda cadılar vardı. Onları yenmeliydim. Camdan dışarıya düşünceli düşünceli bakıyordum.
Savaş artık çok yakındı. Kılıcımı bulsam bile Agora'yı oradan kurtarabilir miydim? O zamana kadar cadılar ne yapacaktı? Delirecekmişim gibi hissediyordum. Boğazım düğümlendi. Ellerim elbisemin boyun kısmındaki ipe gitti.
Zorla da olsa onu açtım. Derin derin nefes almaya çalıştım. Üzerimi değiştirdim. Sabahı beklememeye karar vererek saraydan ışınlandım.
185Please respect copyright.PENANAdGk8UfGK7M
Bölüm Sonu185Please respect copyright.PENANAbDBQmf06aW
Bölüm nasıldı?
Artık savaş çok yakında. Maeve sizce Agora'yı kurtarabilecek mi?
Yeni bölüm için takipte kalın!
Oy ve yorum yapmayı ihmal etmeyin lütfen.
SEVİLİYORSUNUZ!


