Gözlerimi büyük bir acıyla açmıştım. Ağladığım için gözlerimden süzülen yaşları sildim. Galiba ödemem gereken bedel, kötüye dönüşmemdi.
Bu yaptığım kara büyüyü kimseye söylemek istemediğim için güvendiğim ve bana yardım edebilecek tek kişiye, yani Peter Finn'in yanına gitmeye karar verdim.
Yatakta mışıl mışıl uyuyan Ezra'nın haberi olsun istemediğim için hemen üzerimi değiştirip şehre ışınlandım.
Peter Finn'in kaldığı Yeni Doğan Şatosu'nu görünce sevinerek içeri girdim. Peter Finn'in odasına ışınlandım. Peter Finn beni görünce korkuyla sıçramıştı. Bu haline gülümseyerek, "Aaa, en yakın arkadaşım benim geldiğime bu şekilde mi tepki verecek? Alınıyorum," dedim.
Peter Finn kafasına bir vurdu ve benden özür diledi. Geldiğime çok şaşırdığını ve neden yanına uğradığımı sordu. Uzun uzun anlatmak yerine olaya direkt daldım.
"Finn, ben çok kötü bir şey yaptım..."
Peter Finn şaşırarak benden cevap bekliyordu, bu yüzden anlatmaya başladım. "Finn, ben öldüm ve ruhum değişti. Ruhum değişince ilahi güçlerimin yerine bükücülük yeteneğim geldi. Hem de dört elementi de bükebilme yeteneğim oldu. Bir kâhinin yanına gitmiştim. Bana ilahi güçlerimin damarlarımda gezdiğini fakat şu anda sadece dört elementi bükebildiğimi söyledi. En önemlisi de bana güçlerim konusunda bir karar vereceğimi ve ikisinden birini seçeceğimi söyledi. Ben de yanlış yaptım."
Finn, benden gelecek sözleri biliyormuş gibi gözlerini büyüttü. "Sakın, sakın Prenses Maeve, bunu yapmadınız, değil mi?"
Başımı hafifçe eğdim ve dudağımın kenarını ısırdım. Bu, "evet" demek anlamına geliyordu. Finn ile tekrar göz teması kurarak, "Ben de eski çağ cadılarını yenebilmek için kara büyü yaparak iki gücümü de birleştirdim. Sen demeden ben söyleyeyim: Kara büyü yapan kişilerin bir bedel ödediğini ve benim de bir bedel ödeyeceğimi biliyorum. Bana daha çok kızacaksın ama galiba ödeyeceğim bedel, benim kötüye dönüşmem," dedim.
Peter Finn eliyle kafasına vurarak beni azarlamaya başladı. Haklı olduğunu bildiğim için susuyordum.
"Prenses Maeve, bu yaptığınız şeyi konsey öğrenirse başınız belaya girer. Ayrıca kötülük hızlıca yayılan bir şeydir. Hemen çözüm yolu bulmazsak, demek istemezdim ama siz en kısa sürede bir kötüye dönüşeceksiniz."
Korkuyordum, hem de çok korkuyordum. Kalbim sızladığı için elimi kalbimin üzerine koydum. Acıyla hafif bir çığlık attım. Peter Finn korkuyla bana baktı.
"Maeve, bir şey yapmak zorundayız. Kalbin acımaya başladıysa, dönüşüm kısa sürede gerçekleşecektir."
Peter Finn'e korkuyla baktım. "Lütfen, lütfen bana yardım et, Finn..."
Finn yerinden kalkarak sihirli kütüphanesinden birkaç söz söyleyerek üç tane kitap çıkardı. Gelen üç kitap havada uçarak etrafımda dönmeye başladı. Peter Finn'e anlam veremeyerek baktım.
Bilgin bir şekilde kitapları etrafımda döndürdü. Ağırlaşan gözlerimle iki dakikalığına bir uykuya daldım. Gözlerimi acılar eşliğinde açtım. Gözlerim kırmızıya dönmüştü. Peter Finn bu sırada ağzında bir şey mırıldanıyordu. Havada dolanan kitaplar birleşti ve büyük bir kitaba döndü. Bu sırada açığa çıkan büyük ışık, kırmızı gözlerimin tekrar eski haline dönmesini sağladı. Peter Finn kitabı yavaşça alarak karşıma oturdu.
"Maeve, burada yaptığın büyük suçun cezası yazıyor. Bu cezayı ödediğinde kara büyü ortadan kalkacaktır ve sen tekrar bir seçim yapmak zorunda kalacaksın. Şimdi sana soruyorum, hazır mısın?"
Korkuyla bir Finn'e bir de kitaba baktım. Gözümden düşen yaşlarımı umursamayarak kafamı olumlu anlamda salladım. Peter Finn tekrar ayağa kalktı. Kitabı havaya kaldırdı. Yavaş yavaş yükselen bir sözcük demeye başladı. Onun hangi dilde konuştuğunu anlayamadığım için kitaba odaklandım. Kitap büyük bir ışık huzmesiyle açıldı. Kendimi çok geçmeden bir anda kapalı ve etrafı birçok kapı bulunan bir yerde buldum. Finn'e korkuyla seslendim.
"Finn, ben neredeyim?"
"Maeve, bilmiyorum çünkü bu cezayı özel hayvanın sana verecek."
Korkuyla titredim. Benim özel hayvanım vardı. Varlığını rüyalarımdan öğrendiğim özel hayvanımla bu şekilde tanışacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Korkuyla etrafıma bakındım. Ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu...
Prens Ezra'nın Anlatımıyla
Gözlerimi açtığımda tüm yorgunluğum gitmiş ve dinlenmiş olarak uyandım. Yanıma baktığımda Maeve'in olmadığını görünce yataktan kalkarak balkona çıktım.
Balkonda da olmayan Maeve nereye gitmişti meraklandım. Odama gelen, geçenlerde tanışmış olduğum Maeve'in özel hizmetkârı saygıyla eğildi:
"Efendim, kahvaltı için sizi Prens Zelan aşağıya davet etti."
Hâlâ uyku sersemi olduğum için Hugi'ye onaylayarak, "Geleceğim. Bu arada Hugi, Prenses Maeve nerede?" diye sordum.
Hugi yerinde duraksadı: "Efendim, Prenses Maeve'i görmedim ama sarayda değilse bile gidebileceği bir yer var."
Merakla neresi olduğunu sordum.
"Yeni Doğanlar Şatosu var. Orada Prenses Maeve'in sihir öğretmeni ve en yakın dostu Peter Finn var. Prenses Maeve mutlaka oraya gitmiştir."
Hugi'yi onayladım. Odadan gittikten sonra yatağa oturdum.
"Kimdi bu Peter Finn acaba? Yakışıklı mı, genç mi? Ahh, kıskançlıktan çıldırmadan Maeve'i bulmalıyım."
Üzerime giyecek kıyafeti bulduktan sonra kahvaltıya indim.
Zelan ve eşi Sidra beni görünce saygıyla selamladılar. Zelan bana göz kırparak Maeve'i sordu.
"Prens Zelan, Maeve şu anda galiba sarayda değil."
Zelan başıyla onayladı. "Evet Prens Ezra, kardeşimi boş verelim de benim kardeşimde ne buldun da aşık oldun sen onu anlat bakayım."
Gülerek sorduğu soruyu Sidra benden önce davranarak, "Zelan; Maeve tatlı, zeki, güçlü, iyi kalpli biri, daha ne arasın. Sen de canım..." dedi.
Sidra'nın Zelan'a masa altından tekme attığı Zelan'ın yüzünden okunuyordu. Ben de gülümseyerek Sidra'ya katıldım. Kahvaltıdan erken ayrıldım ve Yeni Doğanlar Şatosu'na ışınlandım. İçeriye ilk beni almayacak olmuşlardı.
Ben de kendimi tanıtıp Prens Ezra olduğumu söyledim. Muhafızlar prens olduğum için kapıları açmışlardı. Sinir olmuştum aslına bakarsak. Sonuçta statün olmadan neden insan gibi davranılmayı hak etmiyorduk.
Öğrendiğim kadarıyla Peter Finn'in odasının önüne geldim. Derin bir nefes alarak kapıyı çaldım. Birkaç çalıştan sonra açıldı. Sandığım kadar genç ve yakışıklı olmayan bir adam bana anlamsız bir yüz ifadesiyle baktı. Kendimi tanıtmak için saygıyla eğildim.
"Merhaba ben Periler Kıtası'nın Prensi Ezra. Maeve acaba yanınıza uğradı mı?"
Peter Finn de önümde saygıyla eğildi: "Merhaba Prens Ezra, Maeve buraya gelmedi ama büyük ihtimalle büyülü ormana gitmiştir."
Merakla sordum: "Büyülü orman mı?"
"Evet, büyülü orman, orada sihir güçlerimiz gelişir ve kendimizi daha güçlü hale getiririz. İsterseniz ben eşlik edebilirim size."
Gülümseyerek onu onayladım. Ve beni büyülü ormana ışınladı. Orman o kadar güzel ve o kadar güçlü bir auraya sahipti ki kendimi şimdiden çok güçlü hissetmiştim. Uzun bir süre Peter Finn ile Maeve'i aramıştık. Onu bir türlü bulamamış olmam endişelenmeme sebep olmuştu...
Prenses Maeve'in Anlatımıyla
Önüme gelen ilk kapıyı açtım. Cehenneme açılan bu kapıyı kapatmam saniyemi almıştı. Diğer kapıyı açtığımda uçurum kenarı olduğunu ve güçlü bir rüzgar estiğini gördüm. Kapıyı kapatayım derken canım çıkmıştı.
Açtığım her kapının içinde korkunç yaratıklar vardı. Korkuyordum ama özel hayvanımı nerede bulacağımı bilmiyordum.
Aklıma gelen saçma bir düşünce ile açtığım beşinci kapıdaki derin okyanusun içine atladım. Suyun içine tıpkı bir taşmışım gibi çökmeye başlamıştım. Gözlerimi kapattım ve sakin sakin derine batmayı bekledim.
Suyun içinde kaç saat kaç dakika bekledim hiç bilmiyorum ama ne özel hayvanım görünmüştü ne de cezamı çekmiştim. Sudan yavaşça çıkmaya çalıştım. Battığım yerdeki kayada bir işaret olduğunu görmemle olduğum yerde kaldım.
Bu işaret de neyin nesiydi? Yüzerek kayaya yaklaştım. İşareti incelediğimde kapı açılışları için konulmuş olduğunu fark ettim. Nasıl açmalıyım diye düşündüm.
Fontaine kapıları gibi kanımı damlatarak açmak istedim. Cebimden çıkardığım keskin bıçağı avucumun içine tutarak kestim. Akan kan, yüzümü düşürmüştü çünkü bu kan mavi renkteydi.
Korktuğum halde kapıya damlattım. Bir anda tüm okyanusta hortum olup kayalar üzerime düştü. Ellerimle kendimi korumaya çalıştım.
Kapattığım gözlerimi açtığımda bir cehennemin içerisinde olduğumu gördüm. Ateş cayır cayır yanarken derim neredeyse kavruluyordu.
Korkuyla etrafıma bakındım. Aynı işareti görmemle oraya koştum. Tekrar elimi kestim. Bu sefer akan kan kırmızı renkteydi. Derin bir nefes alarak işarete damlattım. Cehennemin sıcak lavları üzerime gelmeye başladı.
Tekrar gözümü açtığımda uçurum kenarında ve sert rüzgarla karşı karşıya olduğumu gördüm. Rüzgar beni itmeye çalışıyordu. Korkuyla etrafıma bakındım. Rüzgarın estiği yönün ters yönünde olan işareti gördüm.
Rüzgar oraya ulaşmamı istemiyor gibi beni zorlamıştı. Sürünerek kapıya ulaştım. Her yerim mosmor olmuştu. Tekrar elimi kestim. Derinleşen yaradan bu sefer beyaz kan akmıştı. Kanı işarete damlattım. Rüzgar vücudumu alarak uçurumdan attı. Korkuyla yere çakıldım ve gözlerimi açtım.
Kendimi bir bataklığın içinde buldum. Bataklık beni derine çekmeye başladı. Etrafıma tekrar bakındım. Ağacın üzerinde gördüğüm işaret ile bataklıktan çıkmaya çalıştım. Bataklık hareketim ile beni başıma kadar derine çekti. Gözlerimi sabırla açtım kapadım.
Yavaşça çıkmaya çalıştım. Bu sefer tüm vücudum bataklığa girmişti. Kendimi son anda dışarıya atmayı başarmıştım. Pis kokuyu umursamayarak işarete gittim ve elimi kestim. Akan yeşil kanı işarete damlattım. Aniden gözlerimi bir hapishanede açtım.
Korkarak söylemeliyim ki bu hapishane Birleşik Krallık'taki Saffron'du.
Korkuyla sıçradım. Bu hapishaneden sağ çıkma olasılığım sıfırdı. Etrafıma bakındım. Kara büyü yaptığım için çok pişman olmuştum.
Hapishaneden bana doğru gelen büyük ejderhayı görmemle bağırmam bir olmuştu.
"Aaaaaaa!"
Korkuyla koşmaya başladım. Kolonları yıkarak bana doğru gelen devasa ejderhadan çok korkmuştum. Ne kadar koşsam da beni bulacaktı biliyordum. Bu yüzden takla atarak yıkılan kolonun arkasına saklandım.
Ejderha etrafta bana bakınmaya başladı. Kalp atışlarım neredeyse dışarıdan duyulacak kadar ses çıkarıyordu. Burada ölürsem eğer, arkada bıraktığım sevdiklerim için korkuyordum.
Yukarıya doğru bakmamla ejderhanın kafasının benim yanımda bitmesi bir olmuştu. Kafası bile bu kadar büyükse vücudu nasıldı bu ejderhanın merak etmiştim. Ejderha ağzını açtı ve beni tam ısırıyordu ki ejderhaya:
"Dur, bu bir emirdir!" diye bir ses duydum. Gelen sesin korkunç tarafı ise oraya baktığım zaman gördüm. Benim neredeyse otuz yaşımdaki halim bana sinirle bakıyordu.
Ejderhaya yaklaştı ve başını okşadı. Artık korkudan ölmeyi istemiştim. Bana yaklaşarak geldi:
"Bu hatayı neden yaptım, bu hatayı neden yaptım," dedi. Ardından tekrar tekrar...
"Bu hatayı neden yaptım?" dedi. Ben de ona katılarak aynı şeyi söyledim.
"BU HATAYI NEDEN YAPTIM!"
Sayısızca söylediğim bu cümleyi otuz yaşındaki kendimle tekrar ettim. Otuz yaşımdaki ben, elini kaldırdı. Ben de onun yaptığı gibi elimi kaldırdım.
Birbirimize dokunduğumuzda içimden beyaz bir ışık yükseldi. Adını Agora diye bildiğim ejderhadan da siyah bir ışık yükseldi. İkimizi de bitiren bu ışık tüm Saffron'u kapladı.
Yarısı siyah, yarısı beyaz olan bu ışık birbirleriyle adeta kapışıyordu. Vücudum tamamen beyaza dönmüştü. Agora da siyaha dönmüştü. Birbirimize doğru kustuğumuz bu ışık huzmeleri canımızı acıtıyordu.
İkimizin de enerjisi bitince yere düşmek zorunda kalmıştık. Siyah ışık benim beyaz ışığımı yok etmeye başlamıştı. Beyaz ışığım bir nohut tanesi kadar bile kalmamıştı.
Yanımdaki otuz yaşındaki ben de yavaş yavaş kaybolmaya başlamıştı. Korku ve sinirle halsizce, "HAYIR!" dedim. Işığım tamamen sönmüştü. Galip olan siyah ışık beni içine almıştı. Artık göremediğim otuz yaşındaki kendim de kaybolmuştu.
Hissettiğim şey sadece bir hiçlikti. Kendimi bomboş ve çok yalnız hissetmeye başlamıştım. Soğuyan hava beni dondurmaya başlamıştı. Galiba yenilmiştim. Üzülerek söylüyorum ki galiba ben artık bir kötüye dönüşmüştüm. Bunun başka bir açıklaması olamazdı.
Bölüm sonu...
Hava gibi esen, su gibi serin olan, ateş gibi tutkulu ve yakan, toprak gibi tüm negatifliği alıp yaşamı veren bu hayatımı kendi ellerimle mahvetmem en büyük azabım olacaktı. Korkunç biri olarak görünmek, artık sevilmemek, yalnız kalmak... Bunlar beni yıkıp yıkıp yeniden kötülüğe verecekti. Yaptığım hata affedilir değildi, biliyorum ama bir şansı hak etmeliydim...
Merhaba arkadaşlar, nasılsınız bakalım?
Biliyorum, biliyorum, bölüm çok güzeldi!
Şaka bir yana, gerçekten bölümü çok güçlü bir hayal gücüyle yazdım. Umarım beğenmişsinizdir.
Bana oy ve yorum atmayı unutmayın. SEVİLİYORSUNUZ canlarım.
ns216.73.216.253da2


