"Maeve."
Leo'nun suratı düşmüş halde bana bakıyordu. Daha da önemlisi, Ezra huzursuzlaşıp kolumu daha sıkı tutmaya başlamıştı. Gözlerim ikisinin arasında gidip gelirken, sessizliği bozmak adına Leo'ya gülümsedim.
"Leo, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Nasılsın?"
Soruma Ezra biraz kırılmış gibi davrandı ve Leo'ya dönerek, "Merhaba Prens Leo, belki beni tanıyorsunuzdur. Ben Prens Ezra," dedi.
Ezra kolumu bırakıp uzaktaki Leo'ya doğru yürümeye başladı. Leo da ona doğru yürüyordu. Koridorda birbirlerine doğru yürürlerken sanki zaman durmuş gibi uzunca bir süre birbirlerine girecekmiş gibi baktılar.
Ezra ile tokalaşıp ayrıldılar. Ardından ikisi de bana doğru döndü. O an ne yapacağımı bilemez halde sadece şaşkın bir şekilde onlara baktım. Ezra tam ağzını açmıştı ki hemen onların yanına şimşek hızında uçtum. Gelen rüzgarla ikisi de ürkmüştü. Ürkünce de birbirlerine sarılmışlardı. Bu görüntüyü görünce kahkaha atarak yere doğru düşmüştüm. Gülmekten karnıma ağrılar girerken, onlar daha yeni fark ederek birbirlerinden ayrılmışlardı.
Bana sinirle bakan Ezra yüzünden sessizce ayağa kalktım. Küçük, tatlı bir kedi gibi yüzlerine baktım. Sonra üçümüz de gülmeye başladık. Konsey toplantısı bitmiş olacak ki yöneticiler kapıdan bir bir çıkmaya başlamışlardı. Ezra annesini görünce hemen ona doğru yol aldı. Ben de anne oğul yalnız kalsın diye Leo ile yürümeye başladım. Biraz sessizliğin ardından bana sorduğu soruyla dondum kaldım.
"Maeve, Ezra ile aranda bir şey mi var?"
Yutkundum çünkü Leo'nun hâlâ bana karşı hisleri vardı. Ona bu konu hakkında konuşabilmek için odamın balkonunda konuşalım dedim. İkimiz de odama ışınlandık. Odamı gördüğümde neredeyse ağlayacaktım çünkü o kadar özlemiştim ki...
Balkona çıktık. Güzel manzarayı görünce sevinçten gülümsedim. Leo da gülümsedi. Sonra aklıma sorduğu soru geldi. Leo'yu koltuğuma oturttum.
Prens Ezra'nın Anlatımından
Annemin yanına doğru yürümüştüm. Annem beni görünce mutlulukla kollarını bana sardı. Annemi gerçekten çok merak etmiştim. Annem bana biraz sarıldıktan sonra arkamda kalan Maeve ve Leo'yu işaret etti.
"Maeve, Prens Leo ile yakın mı Ezra? Baksana, çok yakışıyorlar."
Annemin söylediği şeyle Maeve'e baktım. Bu sırada Maeve, yanıma gelmek yerine Leo ile ışınlanarak gitmişti. Anneme:
"Anne, aslında... Neyse anneciğim, ben de gideyim yanlarına, seninle akşam yemeğinde buluşalım. Olur mu benim biricik annem?"
Annem gülümseyerek yanağımı öptü. Kafasıyla onaylayarak Kraliçe Seltemen ile ışınlanarak gitti. Kafam fena halde karışıktı. Kıtamın başına gelenler, yeni düşmanlar, Maeve ve bir de şimdi Leo...
Nereye gittiklerini bilemesem de Maeve'in odasına ışınlanmaya karar verdim. Maeve'in özel hizmetkârı olduğunu söyleyen Hugi, kapıya kadar bana eşlik ederek Maeve'in odasına getirmişti.
Teşekkür ederek odasına girdim. Sevdiğim kadının odasının toz pembe, gri ve siyah karışımı olan çok güzel bir renkte ve manzarasının da aşırı güzel bir yerde olduğunu gördüm.
Gülümseyerek etrafıma bakınırken Maeve ve Leo'yu birbirlerine gülümserken gördüm. Tamam, kabul edeyim, bu güzel manzarayı benden başka biriyle paylaşıp ona o güzel gülüşünü sunması kalbimi kırmıştı.
Maeve'in yanına gidip gitmemek arasında kalmıştım. Kalbimin sesini dinleyerek adımlayarak balkona yaklaştım. Bu sırada Maeve bir şeyler demeye başladı.
"Leo, biliyorum bana karşı duyguların var."
Bunu duyunca sinirden gözüm dönmüştü. Maeve devamında da bir şeyler demeye devam etmişti ama ben sinirden fikrimi değiştirerek odasından ışınlandım.
Maeve'in Anlatımından
"Leo, biliyorum bana karşı duyguların var. Seni kırmak istemiyorum ama başta söylediğim gibi sadece bir arkadaş olarak görüyorum seni. Soruna cevap vermem gerekirse; Ezra ile aramda çok farklı bir şey var. Ben gerçek aşkı onunla buldum. Kalbim Ezra'ya ait."
Leo'nun suratı fena halde düşmüştü. İstemeye istemeye gülümseyerek, "Senin adına çok sevindim. Mutluluklar dilerim, Maeve," dedi.
Leo kırılsa da kalbim Ezra'ya aitti. Leo'ya değer veriyordum ama aramıza bir sınır çizmek en iyisiydi. Leo yanımdan kalkarak ablası Sidra'yı göreceğini söyledi. Ben de ona izin vererek gitmesini bekledim.
Koltukta biraz oturarak hava aldım. Odama geri girdim. Koltuğumda bacak bacak üstüne atmış, kafasını yana çevirmiş Ezra'yı buldum. Bu halini gerçekten çok tatlı buluyordum. Gülerek yanına gittim.
"Ezra."
Yüzümü Ezra'nın yönünde uzatarak ona seslendim. O da yüzünü diğer tarafa çevirdi. Anlam veremeyerek diğer tarafa uzanarak tekrar "Ezra" dedim. Kolunu belinde bağlayarak ayağa kalktı. Balkonuma doğru yürümeye başladı. Galiba Ezra fena halde bana bozulmuştu ya da kıskandığı için mi bu gibi davranıyordu.
Arkasından ben de balkona çıktım. Koltuğa kendisini fırlattı. Bu haline daha fazla gülmek istiyordum ama çok sinirli olduğu için içimden gülmek zorunda kalmıştım.
Ezra'nın yanına oturarak ona kollarımı doladım. Tekrardan, "Ezra," dedim. Beyefendinin pek konuşası olmadığı için yanağına bir öpücük bıraktım. Ezra ağzının içinden bir şeyler mırıldandı.
"Bu güzel manzarayı benden önce başka birine sunman üzücü..."
Zor da olsa anlamıştım. Hemen aklıma gelen şeyle, Leo ile bizi gördüğü geldi. Onun kolunu sallayarak şirinlik yapmak istedim.
"Ezra, biliyorum Leo'yu kıskandın ama..."
Ezra bana dönerek güldü: "Ben ve kıskanmak, yok artık. Kendine güveni ya da sevdiği kişiye güveni olmayan kişi kıskanır."
Bunları söylerken bile kıskançlıktan çatlıyordu. Ona her şeyi söylemem gerektiğini bildiğim için cümleme devam ettim.
"Ezra, uzun zamandır Leo bana aşıktı. Ben onu ne kadar reddetsem de beni sevmeye devam etti. Bizi görünce ikimizin arasında bir şey var mı diye sordu. O yüzden o kalabalıktan onu odama getirdim."
Ezra dinlemiyor gibi davransa da bir kulağı bendeydi. Ben devam ettim: "Ben de ona kalbimin sana ait olduğunu söyledim."
Ezra gülerek bana döndü: "Gerçekten mi?"
Tam bir çocuktu. Kafamla onu onaylayarak yanına yaklaştım. Yüzüne yakınlaşarak, "Gerçekten," diye fısıldadım. Ezra heyecanlanmış olmalı ki elini kalbine götürdü. Bu haline de kahkaha ile gülmeye başladım. O da bana eşlik ederek gülmeye başladı. Elini tutarak ayağa kaldırdım.
"Madem bu güzel manzarayı sana saklamamı istiyorsun, bu dansı bana bahşeder misin?"
Ezra gülümseyerek onayladı. Belimi sararak bir geri bir öne gitmeye başladık. Gökyüzünde güneş batmak üzereydi. Deniz sesi kulaklarımıza geliyordu. Gerçekten bu güzel manzarayı sadece Ezra hak ediyordu. Yakışıklı yüzüyle bana gülümsüyordu. Ben de onu şaşırtmak adına hafifçe havalandım.
Benimle uçmaya başlayınca şaşıran Ezra'yı ısırmak istemiştim. Tabii ki şaka ediyorum...
Güneşin son ışıkları eşliğinde birbirimize sarılarak dönüyorduk. Ezra'yı biraz daha uçurarak saraydan çıktım. Ezra yüksekten korkmuş olmalı ki, "Vay canına, çok yüksek," dedi. Gülümseyerek ona cevap verdim:
"Bu daha bir hiç..."
Ezra ile sarılarak deniz kenarına geldim. Kıyıdaki suyun içine inerek hafifçe gülümsedim. Ona sarılmayı bırakarak elimle aldığım ilk su damlasını Ezra'ya fırlattım. Ezra, ona açtığım savaşı seve seve kabul ederek bana doğru su atmaya başladı.
Gülmekten karnıma ağrılar giriyordu. Ezra ile biraz birbirimize su fırlattıktan sonra koşarak kıyı boyunca ondan kaçtım. Ezra arkamdan koşuyordu. Beni yakalaması uzun sürmemişti.
Beni suyun içine atarak arkamdan o da suya girdi. Saçlarım yüzümü kapattığı için Ezra'ya sinir olmuştum. Bu halime daha çok gülerek yüzümdeki saçlarımı kenara attı. Ben de onu suya sokup çıkardım. Benim saçlarım gibi olan saçlarını geriye savurarak gülmeye başladı. Bundan keyif alarak onu tekrar suya sokmaya çalıştım. Benden daha güçlü olduğu için ikimizi de suya sokup çıkardı.
Ezra belimden tutarak bana yaklaştı. İkimiz de sırılsıklam olmuş bir halde birbirimizi öptük. Gerçi sırılsıklam olan sadece kıyafetlerimiz olsa...
Ezra'ya gerçekten sırılsıklam aşık olmuştum.
Gecenin ışıkları eşliğinde saraya geri döndük. Sarayın yemek salonunun yanan ışığını görünce gülümsedim.
"Üzerimizi değiştirince aşağıya inelim. Çok acıktım."
Odama ışınlandık. Ben üzerimi değiştirmek üzere gardırobumu açtım. Çok kıyafet bulamamayı umarken, dolap sonuna kadar dolu bir şekilde kıyafetliydi. Gülümseyerek bunun annemin işi olduğunu anlamıştım. Üzerime beyaz uzun elbisemi alarak değiştirdim. Saçlarımı da hava bükerek kuruttum. Uzun şekilde bıraktığım saçın kenarına taşlı bir toka taktım.
Ezra hâlâ ıslak ıslak beni izliyordu. Makyaj masasında hafif bir makyaj yaparak yanına doğru gittim.
"Çok güzel oldun, aşkım."
Ezra bana "aşkım" demişti. Bu benim için büyük bir ödül gibiydi. Gülerek yanağını öptüm. Galiba onun ödülü de buydu.
Ona doğru baktım. Sırılsıklam olan saçları ve kıyafetlerinin yerine beyaz bir prens kıyafeti yarattım. Ezra üzerindeki güzel işlenmiş elbiseyi görünce hayranlıkla kumaşına dokundu.
"Gerçekten söylüyorum, benim tek modacım sen olmalısın."
Söylediği şeye dalgayla, "Sadece modacın mı?" dedim.
Ezra gülümsedi. Bana sarıldı. "Tabii ki sadece modacımsın."
Gıcıklık ettiğini bildiğim için ayağına basarak, "Biraz daha düşün bakayım." dedim.
Ezra acıyla kahkaha attı. "Tamam, tamam, pes ediyorum. Sen benim dünyamın yıldızısın, sen benim ruhumun sahibisin. Sen benim tek ve gerçek aşkımsın."
Ezra'nın söylediği şeye gülümsedim: "Sen de benim tek ve gerçek aşkımsın."
Ezra'yı o kadar seviyordum ki kalbimi söküp onun ellerine bırakırdım. Gülüşü, saçları, karakteri, sesi ve her şeyiyle beni aldığım her nefeste kendine bir kez daha aşık ediyordu. Ezra'ya nasıl sahip oldum bilmiyorum ama kaderimle onu bana veren kader tanrısına hep dua ediyordum. Aşktan başım dönüyordu.
Kendime gelerek yemek yemeye indik. Zelan ve Sidra'yı yemek masasında kahkahalar eşliğinde bulduk. Abim beni görünce şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. Bu komik suratına kahkaha ile gülerek masaya yaklaştım:
"Eee, ne haber aşıklar, beni özlediniz mi?"
Abim öksürmeye başladı. Sidra korkuyla abimin sırtına bir vurdu. Abim sırtına dokunarak ağzından bir "ah" çıkmıştı. Bu hallerine daha çok gülmüştüm. Abim kendine gelerek bir bana bir de Ezra'ya baktı. İkimizin de beyaz giymesine şaşırmış olacak ki, "Asıl sana ne haber canım kardeşim," dedi.
Gözüyle Ezra'yı gösterdi. Abimden saklayacak değildim o yüzden ona, "Prens Ezra tanıştırayım ağabeyciğim, benim sevgilim," dedim.
Söylediğim şeyi hem Ezra hem de abim şaşırmıştı. Ben gülerek sandalyeme oturdum. "Evet, ne yiyoruz çünkü fazlasıyla acıktım."
Yemeğin ilerleyen saatlerinde gülerek abim ve Ezra'nın gıcıklıklarını dinlemiştik. Artık gülmekten yorulmuştum. Abime biz gidiyoruz diye Ezra'yı çekiştirerek kaldırdım. Ezra ile biraz daha sohbet etmek isteyen abim, Ezra'nın kolundan tutarak kendine doğru çekti.
"Gerçekten mi abi ya, bırak sevgilimi!"
"Bırakmıyorum işte eniştemi!"
Ezra'yı ortamızda çekiştirirken babam ve annem yemek salonuna ışınlandı. Tabii ikimiz de Ezra'yı hemen bırakmıştık. Ezra sendeledi ve yere düştü.
Babam ve annem gülümseyerek masaya oturdu. Ezra ölümcül bakışlar atarak abime ve bana bakıyordu. Ezra'yı yerden kaldırarak tekrardan yerime oturdum. Ezra babam ve annem ile yemek masasına oturacağı için çekinmişti. Birleşik Krallık'ın ilahi güçlere sahip iki yöneticisinin karşısına ben bile çekinerek otururdum.
Neyse ki Ezra'yı babam tekrar oturması için masaya davet etmişti. Annem ve babam beni çok özledikleri konusunda sürekli üzerime gelmişlerdi. Onlar ile bir tur daha yemek yemek zorunda kalmıştım. Babam boğazını temizleyerek, "Prens Ezra nasılsınız?" dedi.
Ezra duruşunu dikleştirerek, "İyiyim majesteleri, siz nasılsınız?" diye sordu.
Babam samimiyetle gülümsedi. "Ben de iyiyim damadım."
Babamın dediği şeyle elimdeki kaşık yere düşmüştü. Babam gerçekten Ezra'ya "damadım" demişti. Ezra da aynı benim gibi tepki vermişti. Babam devam etti:
"Kızım seni seçtiğine göre sen benim damadım olmayı hak ediyorsun."
Ezra gülümseyerek, "Teşekkür ederim efendim, Maeve güvenli ellerde," dedi.
Ezra'ya utanarak gülümsedim. Babamın bilmemesi zaten imkânsızdı. İlahi güçleri olan kişiler her şeyi bilirdi. Bir gün annem ve babam gibi olmayı diliyordum. Yemekten utanarak Ezra'yı alıp kaçmıştım. Ezra soğuk terler atarak bana gülümsedi.
"Maeve, bu gece olanlar gerçek mi? Baban, yani ilahi kral Drogo beni onayladı mı?"
Ezra'nın bu heyecanını anlayabiliyordum. Gülümseyerek, "Evet," dedim.
Ezra kollarımın altından beni kaldırarak kendi etrafında döndürmeye başladı. Gece Ezra'yı yatağımın bir kenarında uyuyabileceğini söylemiştim. Aslında annem odama gelerek Ezra için bir oda hazır olduğunu söylemişti ama Ezra yanımdan ayrılmak istememişti.
Sabahın ışıklarıyla gözlerimi açtım. Dün yaşadığım şeyleri düşünerek gülümsedim ve yataktan kalktım.
Balkonuma giderek dışarıya çıktım. Aşk başımı döndürmüştü ama önemli bir şeyleri unutmuştum. Gülümsemem yüzümden silindi ve yerine korku bıraktı. Cadılarla büyük bir savaş yaşayacaktım. Kara büyü yaptığım için bedel de ödemem gerekiyordu. Ne olduğu hakkında bilgim olmasa da sevdiğim bir kişi olur diye içten içe korkuyordum.
Gözlerimi kapattım. Koltuğuma geri oturdum. Düşüncelerimden kurtularak kalbimin derinliklerine indim. Gözlerimi hafif hafif açtım. Geldiğim yer benim içimdi, benim kalbimin derinlikleriydi. Orada ne yapacağını bilemez şekilde koşmaya başladım. Kalbimin yarısı tertemizken yarısının siyaha büründüğünü gördüm.
Bu da neydi!
O tarafa doğru gittiğimde beni saran büyük bir kötülük gördüm.
"Olamaz, olamaz ya! Ben kötü değilim, ben kötü olamam..."
Bölüm sonu...
Evet arkadaşlar, nasılsınız?
Bölüm nasıldı?
Bu bölüm gerçekten aşkı dibine kadar yaşattım başrolümüze. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bölüme oy ve yorum yapmayı unutmayın. SEVİLİYORSUNUZ.
ns216.73.216.253da2


