"Parıldayan bir yıldız gibi etrafa ışık saçıyorsun. Seni kimse görmesin istiyorum ama görmesi imkânsız. Sen benim yıldızımsın. Hep yanımda ol ve karanlık yolumu aydınlat."
Güneş battıktan sonra kraliyet konağına geçmiştik. Efsin ve İdony'nin ne zaman ve nasıl geldiğini merak ettiğim için salondaki koltukta oturuşumu dikleştirdim. Efsin'e bakarak, "Sormama gerek var mı? Ya da siz mi anlatacaksınız? Burada ne işiniz var?" dedim.
İdony sorumluluk alarak ensesini karıştırdı. "Aslında buraya tüm Fontaine için geldik. Periler Kıtası yanarken sarayımda oturamazdım. Yardım için geldim. Ayrıca bilmeniz gereken bir şey var."
İdony lafı Efsin'e devrederek ona döndü. Efsin boğazını temizledi. "Prenses Maeve ve Prens Ezra, bilmeniz gereken şey şu: Artık boyutlar arası geçişi herkes yapabiliyor. Eski çağ cadıları boyutlar arası kapıları yıktılar. Büyük bir karışıklık çıkacak çünkü herkes merak ettiği kıtaya istediği gibi ışınlanarak geçiş yapıyor. Fontaine'in konsey üyeleri bir duyuru paylaştı."
Duyduklarım karşısında donup kaldım. Bir Ezra'ya bir de pencereden dışarıya baktım. Duyuruyu bize dinletmek için Efsin, belindeki çantasından bir sihir tozu çıkardı. Salonun ortasına sihir tozunu serpti ve Fontaine Konsey üyelerinin en kıdemlisi, babam ve annemin halka yaptığı konuşma alanı karşımızda belirdi. Annem ve babamı görünce onları ne kadar özlediğimi fark ettim. Babam tüm saray halkının karşısına çıkınca herkes saygıyla yere kapanarak onu selamladı. Babam konuşmaya başladı.
"Sevgili halkım ve Fontaine'in tüm kıtaları; şu andan itibaren herkes boyutlar arası geçiş yapabilir fakat bunu bilinçli bir şekilde onaylamıyoruz. Ortaya çıkan bir olay yüzünden kapıların düzeni bozuldu. Sevgili kralınız olarak sizden rica ediyorum. Herkes kendi kıtasında kalsın. Tüm yöneticiler Birleşik Krallık'a gelin ve bir toplantı düzenleyelim."
Babam konuşmasını yaptı ve sihir tozları yavaş yavaş kayboldu. Salondaki sessizliği bozmak adına öne atıldım. "Madem böyle bir durum var, hep beraber Birleşik Krallık'a gidelim."
Söylediğim şeye Ezra başıyla onayladı ve "Bence de Birleşik Krallık'a gidelim ama önce annemi bulalım," dedi.
Söylediği şeye karşı merakla ayağa kalktım. "Ezra, annenin nerede olduğunu bilmiyor musun? Kraliçe Azure'yi yalnız mı bıraktın?"
Ezra'nın yüzü düştü ve herkes ondan gelecek cevabı beklemeye başladı. Ezra yavaş yavaş konuştu. "Annem halkı korumak için başka bir yere, ben de bunu yapan kişiyi bulmak için ordumla bir yere gittim. Ondan sonra annemi göremedim."
Yanına doğru adımlayıp ona sarıldım. Tabii bu sırada Efsin ve İdony'nin gülmesiyle ayrılmamız bir oldu. Efsin sırıtarak bana göz kırptı. Benim gözümden kaçmayan şey de Efsin ve İdony'nin birbirlerine bakışıydı. Gerçekten bunlar birbirleri için yaratılmışlardı.
Kendimi toparlayarak salondan çıktım. Ezra da arkamdan geldi. Diğer odaya geçtiğimizde Ezra bana uzun uzun bakışlar attı. Üzerimde gezinen gözlerine karşı gülümsedim.
"Ezra, kendine gel ve hemen anneni bulalım."
Yanıma yaklaştı ve arkamdan sarıldı. Başıma bir öpücük kondurdu. Bana dönmemi sağlayarak, "Maeve, seni çok özledim biliyor musun? Bir daha beni bırakma, olur mu? Sensiz ölecekmişim gibi hissettim. Kalbimde hep bir acı hissettim. Seni seviyorum. Sen benim için parıldayan bir yıldız gibi etrafa ışık saçıyorsun. Seni kimse görmesin istiyorum ama görmesi imkânsız. Sen benim yıldızımsın. Hep yanımda ol ve karanlık yolumu aydınlat. Sensiz yaşayamam," dedi.
Ezra'nın sözleri karşısında gözlerim dolmuştu. Gerçekten ben de onu çok özlemiştim. Uzun uzun sarıldım ve ona, "Ölüm bizi ayırıncaya kadar senin yıldızın olacağım. Seni hayatım pahasına koruyacağım. Ben de seni çok seviyorum," dedim.
Ezra ile yüzlerimiz arasında boşluk kalmamıştı. Yavaşça dudaklarıma bir öpücük bıraktı. Ondan sonra dozu aşırarak uzun bir süre öpüşmüştük. Nefes nefese kaldığımızda kapının çalmasıyla refleks olarak Ezra'yı biraz ittim. Ezra yatağa düşmüştü. Bu halde daha kötü yakalanmış olacaktık.
Tepkime kahkaha atan Ezra'yı yataktan kaldırarak karşıdaki koltuğa oturmasını söyledim. Üzerimi düzelttim ve "Gir," dedim. İdony kapıdan kafasını çıkardı.
"Maeve, Efsin kraliçeyi bulmak için hazırlanıyor, siz hazırsanız Kraliçe Azure'yi bulalım."
İdony'ye "Birazdan geleceğiz," dedim ve odadan gitmesini bekledim. Koltukta sırıtan Ezra'nın koluna bir yumruk attım.
"Neredeyse yakalanıyorduk sen hala gülüyor musun? Kalk, hadi, hadi..."
Bu sefer Ezra'yı koltuktan sürüyerek kaldırdım. İkimiz de kahkaha atıyorduk. Gıcıklık yapmayı seviyordu beyefendi, bu yüzden Ezra'yı kendine gelmesi için yanağına bir öpücük bıraktım. Ciddi hale gelen Ezra'ya gülümsedim.
"Bana başka çare bırakmadın. Lütfen sabit kal da üzerimizi değiştireyim."
Ezra bana çapkınca bir bakış attı. Yanlış anladığımı yeni fark ederek hemen düzelttim. "Sihirle üzerimizi değiştireceğim. Hemen heveslenme..."
Ezra bu sefer herkesin duyabileceği kadar yüksek bir kahkaha attı. Ona aldırış etmeden elimi şıklattım. Ona kırmızı bir kıyafet verdim. Kendim de beyaz ve gri karışımı bir kıyafet giydim. İkimize de kılıç yapmıştım. Kıyafetlerimizde hiçbir eksiklik olmasın diye tüm gizli silahları kıyafetlerimize özenle koydum.
Ezra kıyafetine hayranlıkla baktı. Benim kıyafetlerime de heyecanla dokundu. "Maeve, bu harika, senden galiba tüm kıyafetlerimi tasarlamanı isteyeceğim."
Burnumun ucuna bir öpücük kondurdu. İkimiz de gülümsedik. Odadan çıkarak Efsin ve İdony'nin yanına geldik. Efsin bana doğru geldi ve kolumdan sürükleyerek önden yürümeye başladı.
"Maeve, o kahkaha sesleri neydi? Mutluluğunuz hiç bitmesin ama biz utandık. Ben içeride ne yaptığınızı saymıyorum bile."
Efsin'in dediği şeye karşı kızarmıştım. "Saçmalama kızım, ne yapmış olabiliriz. Ezra'nın gıcık olduğunu biliyorsun, o yüzden ne kadar susturmaya çalışsam da kahkaha atmayı bırakmadı. Neyse, çok oyalandık, hemen gidelim."
Efsin de güldü. "Hadi inandık diyelim." Kahkaha atmaya başlayınca Ezra ve İdony ne olduğunu anlamak adına merakla bize bakmaya başladı. Tabii burada Efsin'in kahkaha atarak beni bir o tarafa bir diğer tarafa sallamasını hiçe sayarsak.
Onlara doğru döndüğümde bize sırıtarak baktıklarını gördüm. Kolumla Efsin'e bir vurdum. Efsin de onlara doğru baktığında utançtan yerin dibine girmiş gibi yere düştü.
Bu tepkisine bizden daha çok İdony gülmüştü. Ezra uzaktan kaş göz yaparak "İkisinin arasında bir şey mi var?" demeye çalıştı. Ben de gözümle onu onayladım.
Konakta fazlasıyla oyalanmıştık. Herkes kendine geldikten sonra yıkılan saraya ışınlandık. Yıkık duvarları gördüğümde içimdeki kin ve öfke artıyordu. Bu cadılardan en kısa sürede kurtulmalıydık.
Ezra ile ben, Efsin ile İdony olacak şekilde ayrıldık. Sarayı aramak için gruba ayrılma fikri Efsin'den çıkmıştı.
Ezra pek iyi görünmüyordu. Onu çok iyi anlıyordum çünkü benim de evim bu hale gelse çok üzülürdüm. O yüzden onu neşelendirmek adına büyük uğraşlar verdim.
El ele tutuşarak sarayı geziyorduk. İçerideki yıkılan kolonları elimizle uzaklaştırıyorduk. Ezra, annesinin odasının yolunu bulmak için canla başla çalışarak koridordaki kolonları tüm gücüyle bükerek kaldırdı ve yere fırlattı.
Açılan koridordan hızlıca geçtik. Odaya ulaştığımızda içimden derin bir nefes aldım. Kalbim hızlanmıştı çünkü Kraliçe Azure'ye bir şey olmuşsa çok üzülecektik. İçimden hayat tanrıçasına dua ettim. Kapıyı kırarak içeri girdik. Neyse ki oda sapasağlam, hiçbir yeri yıkılmadan duruyordu. İçeride Azure'ye seslendik fakat ses gelmedi.
Ezra endişelendiği için elimi daha sıkı tutmaya başlamıştı. Bu sırada odadaki dolaba saklanan bir hizmetli çıktı. Bizi görünce derin bir nefes aldı. Yere kapanarak selam verdi. Ezra ona hemen annesini sordu. Hizmetli yerden kalkarak, "Prensim, Kraliçemiz Birleşik Krallık'a gitti," dedi.
Bunu duyunca çok rahatlamıştım. Benim gibi rahatlayan Ezra, hizmetliyi hayatta kalanları bulması için odadan gönderdi. Birbirimize sarıldık. "Annenin iyi olmasına çok sevindim. İçimde büyük bir boşluk vardı ama şu anda iyi olması o boşluğu doldurmaya yetti. O cadıları bulacağım ve onların tüm organlarını parçalayacağım. Ezra, bu yolda ölüm var. Tanrım bizi ayırıncaya kadar senin için ve Fontaine için çok çalışıp o cadıları yok edeceğim."
Ezra bana sarılarak saçlarımı okşamaya başladı. "Ne olursa olsun hep yanında olacağım ve bu bizim savaşımız olacak," dedi.
Beraber sarayın bahçesine ışınlandık. Cadının bana saldırdığı yeri gördüğümde bir iç çektim. Ezra da bu anı hatırladığı için bana daha sıkı sarılmaya başlamıştı. Gelen Efsin ve İdony ile birbirimizden hemen ayrıldık.
"Kraliçe iyiymiş. Bundan sonra hayatımız nasıl olacak hiç bilmiyorum ama ölünceye kadar Fontaine için savaşacağım," dedim.
Onlar da bana hak vererek önümde diz çöktüler. Yere kapandıklarında yavaşça elimle yaptığım sihri havaya fırlattım. Bu yaptığım şey bir yemindi. Onlar ve tüm tanrılar huzurunda yaptığım yemini yerine getirmeliydim.
Bu arada sihir güçlerim ve bükücülük arasında kalacağımı söyleyen kâhin haklı çıkmıştı. İlahi güçlerimin benim içimde olduğunu bildiğim için vücudumdaki ilahi güçlerimi yavaşça damarlarımdan çıkarmıştım. Bu andan sonra bükücü mü, ilahi güçleri olan biri mi olmak arasında kalmıştım. Sonuç olarak ikisini de seçtim.
Çünkü ikisi de bana bahşedilen bir güçtü ve bu güçleri geri çevirmek ayıp olurdu. Bunu cadı bana saldırdıktan sonra bayıldığım anda yapmıştım. Vücudumun bu şekilde çabuk iyileşme payı, Ezra ve ilahi güçlerime tekrardan sahip olmam sayesindeydi.
İkisine de nasıl sahip olduğumu hiç sormayın çünkü biraz kuralların dışında bir büyü ile onları birleştirmiştim. Bu büyüyü iyi ki Peter Finn'den habersizce kitabından öğrenmiştim. Bu yaptığım şey, "mutlağa" ulaşmak isteyen insanların yaptığı bir kara büyüydü. Bunun sonucunda bir bedel ödeyecektim ama ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu.
Birleşik Krallık'a ışınlandık. Burayı görmeyeli uzun zaman olmuştu. Canım kıtamı çok özlediğimi fark ettim. Gözlerim dolmuştu. Efsin, İdony ve Ezra'ya fark ettirmeden gözümden düşen gözyaşımı sildim. Ve saraya ışınlandık.
Saray tıklım tıklım dolmuş ve büyük bir kargaşa içindeydi. Bu halde olması normaldi ama çok fazla ses vardı. Geldiğimi belli etmek adına yerden uçarak havalandım. Yapacağım şeye merakla bakan Ezra'ya gülümsedim ve insanlara, "Lütfen bu karmaşıklığa bir son verin. Buraya geri geldim ve merak etmeyin. Ne olursa olsun Birleşik Krallık sizi koruyacak," dedim.
Beni gören herkes sessizleşmişti. Sonuçta Birleşik Krallık'ın prensesinin sözünü dinlemeleri gerekiyordu. Herkes bana hak vererek bahçeye çıktı.
Halkı selamladığımız balkondan çıkıp herkese seslenmek istiyordum ama ilk önce gitmem gereken bir toplantı vardı. İdony ve ben konsey üyelerinin kapısından içeri girdik. Ezra ve Efsin dışarıda bizi beklemek için kaldı.
İçeride tüm kıtaların yöneticileri, konsey üyeleri ve ailem vardı. Beni görünce sessizleştiler. Kral İdony sandalyesine oturdu. Ben de tüm toplantı salonunun ortasına doğru yürüyerek herkese selam verdim.
Beni gören ailem hemen yerinden ayaklandı. Onlara doğru gülümsedim ve konuşmaya başladım.
"Toplantıya geç geldiğim için ve sizi böldüğüm için özür dilerim. Sevgili Fontaine'in kıtalarının sahipleri, konsey üyeleri ve sevgili ailem; bu olay için sorumluluk almak istiyorum. Cadıları ben yakalayıp öldürmek istiyorum."
Yere yatarak herkesi selamladım. Konsey üyeleri ve ailem itiraz etti. Babam yanıma ışınlanarak, "Canım kızım, seni çok seviyorum biliyorsun değil mi? Bu olayda sana sorumluluk veremem çünkü biliyorsun, geçenlerde ne olduğunu. Bu yüzden bu olayda başına bir şey gelmesini istemiyorum. Lütfen kararıma saygı duy ve bu olaya karışma," dedi.
Babama hak veriyordum. Çünkü ölmüştüm ve onun sayesinde tekrardan hayata dönmüştüm. Ama bu olaya karışmamak için artık çok geçti.
"Baba, biliyorum benim için endişeleniyorsun fakat ben olaya çoktan karıştım. Cadıyla bir çatışma yaşadım. Ve Fontaine'i koruyacağıma dair yemin ettim."
Babam sinirle bana bağırdı. "Maeve, sen ne diyorsun, bu kadar önemli bir konuda yemin etmek nedir! Ayrıca senin canına kastın mı var kızım! Lütfen bu olaya karışmayı bırak ve ben halledeyim," dedi.
"Baba, endişeni gerçekten anlıyorum ama artık çocuk olan, güçleri olmayan kızın karşında yok. Ben çok değiştim ve güçlendim. Bana lütfen inan ve yardım etmeme izin ver. Lütfen konsey üyeleri ve kıtaların yöneticileri bana güvenin."
Babam biraz düşündü ve kabul etmek zorunda kaldı. Kabul ettiğini söylediğinde yanağına bir öpücük kondurdum. Herkes bize bakarken yaptığım şey için özür dileyerek toplantı salonundan çıktım. Sevinerek çıkınca Ezra meraklanarak yanıma geldi.
"Neden bu kadar mutlusun, önemli bir şey mi oldu?"
Ezra'ya sevgiyle baktım. Gülümsedim. "Ailem ve konsey üyeleri cadılarla savaşa girmeme onay verdiler."
Ezra'nın ilk yüzü düştü. Ezra da endişeliydi, biliyordum ama benim bu olaya sevindiğim için o da bana destek olacağından hafiften gülümsedi. Birbirimize sıkı sıkı sarıldık. Bu sırada arkamdan gelen sesle durdum.
"Maeve."
Bu seslenen kişi Prens Leo'ydu. Ezra'dan ayrılarak arkama döndüm. Yüzü düşmüş, karşımda Leo'yu buldum.
Bölüm sonu...
Evet, bölüm nasıldı?
Sizi merakta bırakmamak için yeni bölümü en kısa sürede atacağım. Umarım beğenirsiniz. Oy ve yorum yapmayı unutmayın. SEVİLİYORSUNUZ.
ns216.73.216.253da2


