1 Hafta Sonra
Ezra'nın ağzından:
Maeve benden ve kıtadan gideli tam bir hafta oldu. Gitmeden önce kalbimi çok kırmıştı. Yine sıkıcı kraliyet işlerime ve hayatıma devam ediyordum ama aklım hep o gecedeydi.
1 hafta önce:
"Maeve, beni de bekle!"
Maeve'in arkasından gittim. Kraliyet konağına ışınlanmıştı. Kapıdan içeri girdim.
"Maeve, ne oluyor?"
"Ezra, bir şey olduğu yok."
"Maeve, iyi misin?"
"Ezra, biraz önce olan şeyi unutur musun? Bir hataydı."
Kafasını kabul etmezcesine sağa sola salladı. Söylediği şeye aşırı derecede alınmıştım.
"Maeve, ne dediğinin farkında mısın? 'Bir hataydı' öyle mi?"
"Ezra, bak gerçekten üzgünüm ama aramızda olan şeyi devam ettiremeyiz. Sen ve ben... Anladın işte, olamayız."
"Maeve, zaten sana böyle bir şey olalım demedim. Ama sana karşı duygularım var. Biliyorum, senin de bana karşı hislerin var. Neden? Bir sebep söyle bana, bir sebep!"
Biraz sessiz kaldı. Söyleyeceği şeyi söyleyemiyor gibi ağzını açıp kapattı. Ben hâlâ cevabını bekliyordum. Başını öne doğru eğdi.
"Ezra, özür dilerim ama ben aşkla uğraşamam. Bu biraz kırıcı biliyorum ama benim bir görevim var. Farklı boyutlardan olduğumuz için birbirimizi her zaman göremeyeceğiz."
"Maeve, istersen seninle gelirim. Periler Kıtası'nı arkamda bırakırım."
"Hayır, hayır, böyle bir şey yapmana gerek yok. Ezra, bu görevin ne kadar süreceği belli değil. Ayrıca bir ölüm kalım meselesi var. Ölümle burun buruna olmanı istemiyorum. Daha yolun başındayız. Hayatını benim hayatıma göre uyarlamanı istemiyorum."
"Maeve, bazen aşk, tüm zorluklara rağmen sürdürdüğün ve hayatının sonunu getirse bile asla vazgeçmeyeceğin bir şey olur. Galiba bu bahaneleri saydığına göre düşündüğüm gibi bana karşı hislerin yok."
Arkamı bile dönmeden kapıdan dışarı çıktım. Arkamdan seslenmişti ama cevap vermedim. Onun için ne kadar da basitti. Aşkımı da kendimi de ondan alıp ormanın derinliklerine doğru yürüdüm. Kalbim fena halde ağrıyordu. İlk defa hissettiğim bu şeyi, yani aşkı, unutabilecek miydim? Maeve bazen kalpsiz olabiliyordu. "Bazen değil, hatta her zaman..."
1 hafta sonra:
O anları bir kez daha hatırlamak, kalbimin tekrar ağrımasına sebep olmuştu. O günün ertesi Maeve kıtadan ayrılmıştı. Onu uğurlamaya gitmemiştim. Kalbim "geri gelecek" dese de o gece arkamdan bile gelmemişti. Galiba yanlış kadına âşık olmuştum.
Maeve'in ağzından:
Seltemen ile görüşüp Efsin'i yanıma almıştım. Şu anda Hoş Kalpler Kıtası'nda Kral İdony'nin bize verdiği sarayda kalıyorduk.
Aklım hep Ezra'daydı. O gece keşke arkasından gitseydim. Keşke aşkıma sahip çıksaydım. Ezra'nın bana âşık olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Söz, ben de âşık olmuştum ama uzun zaman sonra bu duyguyu hissetmek, hatta bu duyguyla yaşamak berbat bir şeydi.
Ben düşüncelerin arasındayken Efsin bana seslendi.
"Maeve, bu halinden çok korkuyorum artık. Lütfen bana anlatır mısın? Seni bu hale getiren ne?"
"Efsin, boş ver, ben gayet iyiyim."
"İyi olduğunu sanmıyorum ama ne zaman anlatmak istersen yanındayım."
"Aslında Efsin... Neyse, boş ver, hadi İdony ile görüşmeye saraya gidelim."
Uzun mavi elbisem yerlere kadar uzanıyordu. Rahatsız hissettiğim için başka bir elbise giydim. Efsin ile bize verilen saraydan dışarı çıkıp İdony'nin yanına ışınlandık. İdony, büyük salonunda beni ve Efsin'i bekliyordu.
Uzun beyaz saçlarını savurarak, "Hoş geldiniz, nasılsınız?" dedi.
"Teşekkürler, iyiyiz. Sen nasılsın?"
"Teşekkürler, ben de iyiyim."
Salonun koltuklarına oturduk. Biraz sohbetin ardından yemek için yemek masasına geçtik.
Hoş Kalpler Kıtası, gittiğim kıtalardan farklıydı. Burası su bükücülerin yaşadığı, uçsuz bucaksız okyanuslar üzerine kurulmuş çok geniş bir kıtaydı. En çok şaşırdığım şey ise su bükücülerin büktükleri suyu dondurup buzdan dağlar ve evler yapmasıydı.
Çok fazla gezmesem de gördüğüm bu güzel kıta beni çok sakinleştirmişti. Kral İdony de kıtaya geldiğimde bana sıcak bir karşılama yapmıştı. İdony ile ilk görüşmem Zelan'ın düğününde olmuştu. Hâlâ o günkü gibi soğuk ve sessizdi.
İdony çok genç olmasına rağmen tüm kıtayı yönetmek ona kalmıştı. Yanlış bilmiyorsam 25 yaşındaydı. Ailesi öldüğü için Hoş Kalpler Kıtası artık onundu. Aslında bu soğuk tavrı bu yüzden olabilirdi. O yüzden ona kızamıyordum.
Hoş Kalpler Kıtası'na alışmaya başlıyordum. Benim gibi Efsin de alışmaya başlamıştı. Bu arada Efsin ve İdony sanki birbirleri için yaratılmışlardı. Böyle düşünmemin sebebi aynı karakterde olup birbirlerine karşı komik ama farklı davranmalarıydı.
Efsin kıtaya ilk geldiğinde İdony ile birbirlerini gördüklerinde uzun uzun bakışmışlardı. Bu yüzden çok dalga geçmiştim. Hatta o gün "Ben sizi bölmeyeyim, siz devam edin, ben saraya giderim," deyip çok eğlenmiştim.
Yemek boyunca espriler yaparak ikisini de gülme krizine sokuyordum. Yerimden kalkarak, "Çok yoruldum. Siz yemeğe devam edin. İzninizle ben saraya, odama gideyim," dedim.
"Tabii, tabii, Prenses Maeve, nasıl isterseniz."
Saraydan ışınlanarak odama geldim. Gerçi şu ana kadar kaç tane odam olmuştu. Kendimi yatağa doğru fırlattım. Tavana bakmaya başladım. Ne kadar gülsem de bugün içim hep ağlıyordu. Ben kalpsiz bir canavardım. Bu sefer bu aşkın beni ezip geçmesini istememiştim ama asla onu unutamıyordum.
Gözlerimden yüzüme doğru yaşlar düşmeye başladı. Başımı tavandan çekip yana dönerek bacaklarımı kendime doğru çektim. Ağlamaya devam ediyordum.
Kalbimin hissizleştiğini biliyordum ama bu aşk beni baştan aşağıya devirmişti. Kapım çalındı ve içeriye Efsin girdi. Beni o şekilde görünce koşarak yanıma geldi.
"Maeve, canım, iyi misin? Seni zorlamak istemiyorum, o yüzden istediğin kadar ağla ama kendine geldiğinde olanları anlat. Anlattığın zaman kendini daha iyi hissedeceksin."
Başımı bacağının üstüne aldı. Saçlarımı okşadı. Ben neredeyse bir saat kadar hiç konuşmadan ağladım. Efsin de sabırla, hiç konuşmadan saçlarımı okşadı. Kafamı kaldırdım. Muhtemelen şu an berbat görünüyordum ama konuşmaya başladım.
"Efsin, ben uzun zaman önce unuttuğum aşkı yeniden buldum. Bu seferki âşık olduğum kişi çok başka. Kendine has karakteri, zeki, güçlü ve bir o kadar da yakışıklı. Beni serseme döndürdü. Onun bana âşık olması imkânsız gibi geliyordu ama ikimiz de birbirimizi sevmişiz. Tabii ben... Bir daha asla onu göremeyeceğim."
Tekrar ağlamaya başlamıştım. Efsin şaşırmış olacak ki:
"Canım, aşkın nasıl bir şey olduğunu bilmiyorum ama kendini heba etme. Bir gün yeniden bulur ve ona yeniden âşık olursun. Göremeyeceğinden korkma çünkü sen Birleşik Krallık'ın prensesisin. Ayrıca kızım, sen ölümden döndün."
Yüzümü kaldırdı. Bana destek verircesine, "Senin üstesinden gelemeyeceğin bir şey yok. Bırak, olduğu gibi kalsın. Kendini güçlü hissettiğinde toparlarsın."
Yüzümü yıkamak için ayağa kalktım. O da beni bekledi. Yüzümü yıkayıp çıktım. Efsin balkona geçmiş oturuyordu. Yanına doğru yürüdüm.
"Çok güzel manzara, değil mi?"
Sorduğu soruya karşı başımı sallayarak, "Evet, çok güzel," dedim.
"Maeve, daha iyiysen anlat bakalım, kim bu şanslı erkek?"
Gülerek cevap verdim. "Prens..."
Efsin sözümü keserek gülmeye başladı.
"Yoksa! Yoksa benim düşündüğüm şey mi? Prens Leo, değil mi!"
Bağırarak söylediği şeye, "Sakin ol kızım, ne Leo'su?" diye karşılık verdim.
"Maeve, çatlatma adamı. Prens Leo değilse kim? Prens Leo sana kör kütük âşık olmuş, bunu biliyorsun değil mi?"
"Efsin, konu nereden Leo'ya geldi bilmiyorum ama ona karşı duygularım yok. Bunu o da gayet iyi biliyor."
"Eee, o zaman kim?"
"Prens Ezra, Periler Kıtası'nın prensi."
"Neee!"
Ağzı neredeyse yere düşecekti. Hem gülüyor hem de farklı tepkiler veriyordu.
"Maeve, kızma ama bir şey soracağım?"
"Sor, başımın belası, sor."
"Maeve, Prens Leo'da olmayıp Prens Ezra'da gördüğün ne? Prens Ezra'yı arada gören biri olarak çok gıcık ve egoist biri olduğunu düşünüyorum. Bu sırada Prens Leo öyle mi? O herkese karşı çok kibar ve iyi biri."
"Efsin, öyle düşünüyor olabilirsin ama Prens Ezra düşündüğün gibi değil. Evet, dışarıdan öyle gözüküyor ama herkesten çok farklı. Gülüşü, gözleri, saçları, her şeyiyle müthiş biri."
"Kızım, sen kör kütük âşık olmuşsun. Hiç hayra alamet değil."
"Öhöm, öhöm, beni bırak da sana gelelim. Ne iş? Sen ve İdony... Anladın sen."
"Saçmalama Maeve, sandığın gibi bir şey yok. Bir şey soracağım. Sen 'unuttuğum aşkı yeniden buldum' dedin ya, ne demek istedin?"
Konuyu değiştirmesiyle biraz mızıkçılık yaptım. Ciddileşerek anlatmaya başladım.
"Çocukken birine âşıktım. Onunla beraber çok şey yaptım. Dövüş yeteneğimi ve birçok şeyi onun sayesinde öğrendim. Hayallerimin bile tahmin edemeyeceği kadar ona âşıktım. Çocuk olmama rağmen onunla gelecek hayali kuruyordum. O benim için çok değerliydi. Bir gün yine gezip eğlenirken hiç olmaması gereken bir şey olmuştu. Şehirde tuhaf bir canavar tarafından gözlerimin önünde beni korumak için öldü. Onu asla unutamadım. O benim ilk aşkımdı. Çocuk olsak bile kendi hayatından benim için vazgeçmişti. Aynı şeyleri yaşamak istemiyorum."
"Maeve, çok üzgünüm. Bu kadar özel olduğunu bilsem sormazdım."
"Sorun değil, Efsin. Hadi saat çok geç oldu. Kendi odana git."
İkimiz de birbirimize uzunca sarıldık ve Efsin odasına gitti. Ben de yatağıma geri döndüm. Kalbim ağrıyordu ama kalbimden çok mantığım konuşuyordu.
"Aynı şeyi ikinci kez yaşamayacağım. Ezra bensiz daha mutlu olur. En önemlisi, hayatına devam eder. Bundan sonra kimsenin hayatını benim için tehlikeye atmasını istemeyeceğim."
Gecenin karanlığına kendimi verdim. Rüyamda çocukluk aşkımı gördüm. Bana mavi bir gül verip kaybolmuştu. Onu gördüğüm için hem üzüldüm hem de çok duygulandım.
Sabahın ilk ışıklarıyla uyandım. Yatağımdan kalkıp balkonuma doğru yürüdüm. Büyük buzdan yapılmış camdan balkon kapısını sonuna kadar açtım. Manzaraya doğru biraz baktım. Derin derin nefesler alıp havanın ciğerlerimi doldurmasını bekledim. Gözlerimi kapatıp uzun bir süre öyle durdum. Sonra kendi kendime:
"Bundan sonra bu salmışlığı bırakacağım. Görevimi en iyi şekilde yapacağım. Verdiğim kararlar her zaman doğruydu. Bu kararımın da benim için en doğru karar olduğundan hiç şüphem yok."
Odama geri döndüm. Üzerimi değiştirdim. Kapımın çalınmasıyla arkama döndüm. Efsin içeri girdi. Yüzüne geniş bir gülümseme yerleştirerek:
"Günaydııın, nasılsın Prenses Maeve?"
"Günaydın. İyiyim, iyiyim de sen hayırdır? Bu mutluluk da ne?"
Gözümü kırparak söylediğim şeye karşı toplamış olduğu saçını savurdu.
"Hiç, her zamanki gibi işte."
"Sanmıyorum ama neyse..."
Kahvaltıya beraber gittik. Masada uzun bir süre sessizce kahvaltımızı yaptık. Çatalımı tabağıma koyarak, "Efsin, sence de kendimizi çok salmadık mı?" dedim.
"Evet, gerçekten öyle."
"Bundan sonra işimizi en iyi şekilde yapalım. Kendimi artık toparlayacağım."
"Bence de, Maeve. Görevimiz çok önemli. Bugün için plan yaptın mı?"
"Aslında hayır ama İdony'den habersiz bir yere gidelim."
"Niye ki? Kralın haberi olmaması gereken bir yere mi gideceğiz?"
"Bu şekilde diyince farklı oluyor ama burada bir kâhin varmış. Onu merak ediyorum."
"Maeve, çok iyi ama kâhinlerin tehlikeli olduğunu biliyorsun değil mi?"
"Evet, biliyorum ama geleceğim hakkında merak ettiğim sorular var. Kâhin ile görüşmeye gidelim, lütfennnn."
Gözlerimi küçük çocuklar gibi kırpıştırdım. Efsin bu hareketime bir kahkaha patlattı.
"Maeve, bu sert görünüşünün içinde yavru kedi yaşatıyorsun."
"Eee, tabii. Herkes yavru kediyi göremez. Kıymetini bil."
Masadan kalktım. Efsin'i de sürüyerek kaldırdım. Kâhinin nerede olduğunu bilmiyordum ve bilmediğimi Efsin'e söylediğimde çok kızdı. Aklıma bir fikir gelmişti.
"Efsin, bak ne diyorum. İdony ile görüşsen ve çaktırmadan kâhinin nerede olduğunu öğrensen olur mu?"
"Maeve, biliyorum çok istiyorsun ama İdony ile görüşmekten korkuyorum."
"Niye ki Efsin? Bence İdony benden daha çok seni sevdi. Sana söyler. Hadi, lütfen benim için git."
Efsin'i zor olsa da ikna etmiştim. Aradan çok geçmeden Efsin yanında İdony ile geldi. Şaşırarak Efsin'e göz kırptım. İdony, soğuk suratıyla:
"Kâhinin yanına bensiz gitmeyin diye geldim. Çünkü kâhin sandığınız gibi bir yerde yaşamıyor. Kıtanın ortasında, büyük bir gölün içinde yaşıyor. Yanınızda su bükücü olmadan gidemezsiniz."
"Anladım. Bizimle geldiğin için teşekkür ederim."
Beraber ışınlandık. Ormanın ortasında, koyu mavi renkte bir gölün yanına geldik. Etrafa baktığımda buranın havasının çok korkunç olduğunu gördüm. Gökyüzü gri bulutların içindeydi. Rüzgâr güçlü esiyordu. Ağaçlardan kalkan kartallar ise korkmama yetmişti.
Benim aksime İdony ve Efsin cesurca etraflarına bakıyorlardı. Onları öyle görünce güçlü görünmek için öne atıldım:
"Eee, hadi neyi bekliyoruz?"
İdony kafasıyla onaylayarak gölün karşısına geçti. Eliyle su bükmeye başladı. Büktüğü su ilk önce küçük dalgalar şeklinde havaya yükselmeye başladı. İdony büktüğü suyu gittikçe daha sert ve güçlü bükmeye başlayınca, su bir ahenk şeklinde efendisine boyun eğdi.
Açtığı kısımdan suyun içerisine doğru yürümeye başladık. Derinlere indikçe korkmaya başlamıştım. Bir ara fikrimi değiştirip geri dönmeye karar vermiştim. Tabii Efsin ile İdony'nin bana gülmesiyle bu kararım sona ermişti.
Yeterince indikten sonra karaya çıktık. Artık İdony su bükmeyi bırakmıştı.
"Maeve, bundan sonrasına kendin gideceksin."
"Nasıl yani? Siz gelmiyor musunuz?"
"Gelmiyoruz çünkü öğrenmek istediğin şey senin geleceğinle ilgili. Bizim duymamız hiç doğru olmaz."
"Anladım ama nereden gideceğim?"
Eliyle karşıdaki sudan kapıyı gösterdi. Korka korka kapıdan geçtim. Etraf meşalelerle doluydu. Aniden bir ses bana seslendi.
"Hoş geldin Prenses Maeve. Senin uzun zamandır gelmeni bekliyordum."
"Şey, merhaba, acaba siz neredesiniz?"
Karanlığın içinden yaşlı bir kadın çıktı. Korktuğum kadar korkunç birine benzemiyordu. Bana doğru gelerek etrafımda döndü.
"Yeni ruhun eski ruhuna galip gelmiş."
Karşıma geçti. Anlam verememiştim. Yeni ruha sahip olduğumu nasıl anlamıştı?
"Prenses Maeve, aklındaki soruları gayet duyuyorum. Merak ettiğin şeyleri sor ve mağaramdan hemen çık."
"Kusura bakmayın. İlk defa böyle bir yere geldiğim için korktum. Aslında size geleceğim hakkında sorular sormak istiyordum."
"Sen sormadan ben söyleyeyim. Aşkı bulmuşsun ama elinin tersiyle itmişsin. İmkânsız değil ama bir daha o aşkı bulamayabilirsin."
"Nasıl yani?"
"Orasını zaman gösterir. Bazen insanlar sahip olduğu şeyin kıymetini bilmez. Sende bundan çok daha fazlasını görüyorum. Ailenin, güçlerinin, ruhunun, aşkının hiçbir şeyin kıymetini bilmemişsin. Sana son bir şeyi daha söyleyeceğim. Sonrasında mağaramı terk et."
Kafamı eğmiştim çünkü kâhin haklıydı. Onu pür dikkat dinlemeye devam ettim.
"Maeve, gelecek senin için çok zor olacak. Öyle ki, sen basit şeylere takılı kalırken düşmanlar büyük güçlere sahip olmaya devam edecek."
"Ne demek istiyorsun kâhin! Düşmanlar derken?"
"Çok eskiye dayanan, yedi tane kardeşe sahip cadılar bu diyarda yaşarmış. Cadıların başına büyük bir felaket gelmiş. Bu felaketi Fontaine'nin eski kralı yapmış. O gün cadılar ölmeden önce büyük bir büyü yapıp yeniden dünyaya geleceğini ve geldiğinde Fontaine'yi yok edeceğini söylemiş. Bundan 17 yıl önce bu cadılardan ikisi dünyaya tekrar geldi. Ve en önemlisi de bu cadıları senin tanıyor olabileceğin. Demek istediğim, bu cadıların lanet kokusu sana sinmiş. Maeve, iyi düşün. Bu cadıları senden başka kimse durdurmayacak. Çünkü hiç beklemediğin anda herkes... 'Boom!'"
Kâhinin son söylediği şeyle daha fazla korkmuştum.
"Kâhin, her şeyi biliyorsun ama cadıların kim olduğunu bilmiyor musun? Ayrıca 'boom' dediğin şey de ne? Herkesin başına ne gelecek?"
"Benden bu kadar. Devamını kendin görüp yaşayacaksın. Gitmeden önce sahip olduğun şeylerin kıymetini bil çünkü onları göz açıp kapayıncaya kadar kaybedebilirsin."
Kâhinden ne kadar korksam da son bir şey sormak istedim. Ne kadar cevap vermeyeceğini bilsem de sordum.
"Kâhin, güçlerim hakkında bir soru soracağım. Eski ruhum bedenimi terk etti ve yeni ruhum bedenime girdi. Bu sırada ilahi güçlerim kaybolup yerine bükme yeteneğim geldi. Ayrıca sadece bir element değil, iki element büküyorum. Neden ilahi güçlerim kayboldu ve bana bu güç neden verildi?"
Kâhin biraz düşündü ve, "Sandığın gibi sadece iki elementi bükmüyorsun. Diğer elementleri de büküyorsun. İlahi güçlerine gelirsek, onlar senden gitmiş ama kanında hâlâ dolaşıyor. Bir gün kendin karar vereceksin. Bu karar, güçlerinin akışı yönünde olacak," dedi.
"Nasıl bir karar vereceğim?"
"Maeve, benden bu kadar. Devamını zaman gösterecek."
Kâhin karanlığın içinde kayboldu. Duyduklarım karşısında çok şaşırmıştım. En çok da korkmuştum. Kendimi suçlamaya başlamıştım ki kâhin bir anda beni gölün yukarısına ışınladı. Arkamdan Efsin ile İdony seslendi:
"Ne oldu? Maeve, iyi misin?"
Bölüm sonu...
ns216.73.216.253da2


