Gökyüzünden süzülerek aşağı indim. Olayları abartmayı sevmem ama bu sefer herkes fazla üzerime gelmişti. Saraya gitmek istemiyordum, kendimi çok yalnız hissediyordum. Kimse bana arka çıkmamıştı…
(Prens Ezra'nın ağzından)
Saray odamın kapısından içeri ışınlandım. Lilly'yi hemen yatağa yatırdım. Annem yanında şifacılarla birlikte içeri girdi. Şifacıları odada yalnız bırakmak için dışarı çıktım.
"Maeve bu sefer fazla ileri gitmişti. Aslında haklıydı ama hava bükmesine gerek yoktu. Ah, Maeve!"
İçimden bunları düşünürken şifacılar çıktı ve bana seslendi: "Prens Ezra, Lilly hanımın sadece bileği kırılmış. Onu da hallettik. Bizden başka bir isteğiniz var mı?"
"Aslında var... Maeve... Ya da neyse, gidebilirsiniz."
Bu sırada saray muhafızları yanıma geldi. Onlarla birlikte muhafız bölümündeki odama gittim. Odada biraz çalıştım. Yani çalışmak denirse...
Tekrar saray odama döndüğümde içeriden sesler geliyordu.
"Gerizekâlı! İnandı diyorum ya sana!"
"Ne bağırıyorsun sen! Saraydan biri duyar, sevgilim."
"Tamam, tamam. Bu sefer Maeve gerçekten bitti. Salak prens zaten bana dünden inanmaya hazırdı. Bileğimi kendim kırarken biraz canım acıdı ama olsun. Buna değdi mi? Değdi. Şu evliliği bir halledelim. Sen kraliyet generali, ben de kraliçe olacağım. Planlarımız harfiyen işliyor, sevgilim. Kraliçe ve prensi öldürmemize az kaldı..."
Bunlar da ne diyordu böyle! Kapıyı sinirle kıracaktım ki annem arkamdan seslendi: "Ezra, gel seninle konuşalım."
Annemin arkasından yürüyerek odasına gittim.
"Ezra, Prenses Maeve'e ayıp ettiğinin farkında mısın? Ne olursa olsun o bizden üstün biri. O, boyutların en üst prensesi. Birleşik Krallık ve Konsey duysa çok kızar. Kızın gönlünü hemen al!"
Annemin sinirle söylediği sözlerden sonra ona döndüm: "Anne, hata ettim. Maeve'i bulmalıyım. Hadi görüşürüz."
Annemin yanağına bir öpücük kondurup odadan ışınlandım.
"Ben aptalım! Ben aptalım! Ben ilk baştan beri Lilly'nin gerçek yüzünü biliyordum. Off... Bu sefer gerçekten batırdım. Maeve bana 'Sen ne kadar yalvarsan da affetmeyeceğim' demişti. Ne yapacağım şimdi!"
Kendi kendime söylenerek Maeve'i aramaya başladım. Gece olmak üzereydi. "Bu kız nerede ya!"
Gidebileceği yerleri bitirmiştim ama Maeve hâlâ ortalıkta yoktu. "Ormana da bakayım öyle gideyim," dedim. Ormanın derin ağaçlarının arasına ışınlanarak "Maeve! Maeve!" diye seslendim. Ormanın derinliklerine indim. Maeve sanırım ormanda da değildi. Geri saraya dönmek için hazırlanırken ormanın bataklık olan bir bölümünden "İmdat!" diye bir ses geldi.
"Bu da ne böyle?" Karanlık için elime bir meşale almıştım. Meşaleyi bataklığa doğru tuttum. Bataklıktan uzun saçları olan bir şey yukarı doğru kalktı.
"AAAAAAAAA!"
Arkamı bile dönmeden kaçıyordum ki o şey her neyse uçarak önüme geçti. Elimdeki meşaleyi yere düşürdüm. Geri geri giderken düştüm.
"Aaaaa, sen kimsin! Ben Prens Ezra! Bak, bana zarar vermeye kalkarsan senin için kötü olur, baştan söyleyeyim."
"Ayy, çok da tınnn!"
(Maeve'in ağzından)
Bu salağı korkutayım derken gülmekten karnıma ağrılar girmişti. Bir de bana zarar verirmiş.
"Biraz daha korkutabilirdim ama neyse neyse! Ben de Prenses Maeve! Eğer o kıçını kaldırabilirsen, en azından zarar vermeyi deneyebilirsin!"
"Maeve! Sana inanamıyorum! Bu ne hal! Üzerin… Çok pis kokuyor!"
"Kes, kes! Acaba kimin yüzünden bu haldeyim!"
"Maeve, aslında ben de o konuda konuşmak istiyordum..."
"Ama ben istemiyorum, Ezra! Bak, biraz gururun varsa susarsın! Seni burada, daha önce yaşamadığın bir şekilde güzelce döverim. Sus ve git!"
"Nereye? Maeve nereye gidiyorsun, beni de bekle!"
Arkamı dönerek yürümeye başladım. Üzerim iğrenç bataklık kokuyordu, hemen bir duş almalıydım. Deniz kenarına gitmek için havalandım ama eteğimden tutan Ezra beni yere doğru çekti!
"Yeter! Sen ne yaptığını sanıyorsun! Bak Ezra, peşin peşin söylüyorum: Ben seni dinlemek ve görmek istemiyorum! Biraz gururun varsa git demedim mi? Kime diyorum ben!"
Prens Ezra elimi tutarak ikimizi de bir eve ışınladı.
"Burası kraliyet konağı. Saraya gelmek istemiyorsan bu gece burada kalabilirsin. Ben de dışarıda bekleyeceğim!"
"Bela mısın oğlum sen! Git başımdan! Ah, doğru, unutmuşum... Senin biricik değerli karına git! Sabır, sabır..."
Ezra'yı yere ittim. Kapıdan çıkmak üzereyken iğrenç bataklık kokulu elbisem sağ olsun, beni de yere düşürdü.
"Off, off! Duşu var mı bu evin?"
"Var, koridorun sonunda."
Sessizce yerimden kalktım. Duşa girdim. Duştan sonra kanayan yerlerime merhem sürmek için dışarı çıktım. Kapıda Prens Ezra dikilip bana merhemleri uzattı.
"Gel, kanayan kolunu ve bacağını temizleyeyim."
"İstemiyorum! Merhemi ver, ben kendim yaparım. Ezra, itiraz edersen tokadı yersin, baştan uyarayım!"
"Tamam, tamam! Sen hayatımda gördüğüm en gıcık ve en sinirli insansın! Ben gidiyorum!"
"Yerinde olur!"
Prens Ezra ışınlanarak kayboldu. Merhemi sürdükten sonra konağın herhangi bir odasına girdim. Yatak biraz tozluydu ama yapacak bir şey yoktu. Yatağa uzandım ve kendimi uykuya bıraktım.
Sabah kalktığımda kahvaltı hazırdı. Odada iki hizmetkâr, kapının önünde de muhafızlar vardı. Bu sefer kızmadım çünkü bunlar benim kendi muhafızlarımdı. Kahvaltımı yaptım. Hizmetkârlar bana bir davetiye verdi.
Prens Ezra ile Lilly evleniyormuş.
Şaşırdım mı? Elbette hayır!
"Neyse, bu davetiyeye ihtiyacım yok çünkü ben bugün bu kıtadan gidiyorum," diyerek davetiyeyi yırttım, attım. Elimi şıklatarak pembe bir elbise giydim. Kapının önündeki muhafızlarıma seslendim:
"Herkes beni iyi dinlesin. Saraydaki tüm eşyalarımı toplayın, başka bir kıtaya gideceğim."
"Emredersiniz, efendim!"
Muhafızlar ve hizmetkârlar ışınlanarak gözden kayboldu.
"Demek yarın onların düğün günü ha! Tam bir şerefsiz bu Ezra!"
Tam bunları demiştim ki kapıdan gülerek Ezra içeri girdi.
"Ayıp olmuyor mu, Maeve? Ayrıca muhafızlarına söyledim, düğünümden sonra gidiyorsun."
"Ne! Bak Ezra'cığım, benim işime burnunu sokarsan seni döverim dememiş miydim!"
Sinirle Ezra'nın üzerine yürüdüm. Ezra korkmuş olacak ki, "Şaka yapıyorsun değil mi? Maeve, ahhhh!" diye bağırdı.
Ezra'nın topuzundan tutarak asıldım. "Demek sen benim işime karışırsın ha! Bittin oğlum sen!" Saçını biraz daha çektim. Kıçına doğru tekme savurdum. Ezra acıyla bağırdı:
"Maeve, biraz ileri gitmiyor musun? Senden büyük birini nasıl döversin!"
"İşte tam da böyle döverim, Ezra!"
Biraz daha hırpaladıktan sonra elini ısırdım. Bu sefer sinirlenmişti artık. Sanki bana karşılık verecekmiş gibi üzerime yürüdü.
"Peşinen söylüyorum, bana bir şey yaparsan acımam!"
Ezra üzerime doğru yürümeye devam etti. Artık gidecek yerim kalmamıştı, kapıya dayanmıştım. Ezra iki koluyla kapıya yaslandı.
"Maeve, bak özür dilerim. Sana kendimi nasıl affettirebilirim bilmiyorum ama artık uzatma."
"Ne! Uzatmayayım mı odunsun! Odun!..."
Tekmeyi basıp ışınlandım. Şelalesi olan pembe çiçekli ağacın altına geldim. Ezra da arkamdan ışınlanarak geldi.
"Maeve… Lütfen düğüne katıl. Çünkü görmek istediğin bir şey yapacağım. Tekrar özür dilerim."
Arkasına dönerek yürümeye başladı.
"Şey, Ezra, sana bir şey sormak istiyorum. Aslında... Ya da her neyse, boş ver."
"Ne sormak istiyorsun, Maeve? Söyle, söyle."
"Ya ben... Ben neyse, Ezra, belki bir gün sana bunun hesabını sorarım ama şu an değil. Düğününe geleceğim ama senin için değil. Annen gerçekten iyi biri olduğu için. Düğünden sonra giderim ama haberin olsun! Özrüne gelince, düşüneceğim. Sonuçta beni herkesin içinde küçük düşürüp bağırdın. Bak yine sinirlendim. Neyse, bakarız, tamam mı, bakarız. Düğününe kadar bu konakta kalacağım."
"Tabii, sen nasıl istersen Prenses Maeve. Seni kırdığım için üzgünüm."
Işınlanarak gitti. Yarın düğüne nasıl gidecektim? Buradan sonra hangi kıtaya gidecektim? Sinirle ofladım. Konağa geri döndüm.
Bundan sonra su bükücülerin yanına, yani Hoş Kalpler Kıtası'na gitmeye karar verdim. Son bir kez şansımı denemek adına Efsin'i yanıma almak için Asiller Kıtası'nın Kraliçesi ile görüşmeye gidecektim.
Hoş Kalpler Kralı'na haberi yolladım. Yarın uzun bir gün olacaktı...
Sabah beyaz bir elbise tercih ettim. Düğüne erken gitmek istemezdim ama Azure'ye ayıp olur diye hemen saraya ışınlandım. Azure'nin odasının kapısını tıkladım. Kapıyı hizmetkârlar açtı. Azure üzerini giyiniyordu. Yanına yavaş adımlarla yürüdüm.
"Merhaba, Kraliçe Azure."
"Maeve kızım, gelmişsin. Çok sevindim. Gel şöyle yanıma otur. Hizmetkârlar, Maeve'e güzel bir makyaj yapın."
"Ayy, teşekkür ederim ama ben makyajımı yaptım."
"Bu mu makyaj kızım?" diye güldü. İstemesem de illa iddialı bir makyaj yaptırdı. Sonra bana bakarak:
"Kuğu gibi oldun. Çok güzelsin kızım. Tanrı sahibine bağışlasın..."
Saçıma yıldız şeklinde bir takı taktı. Kendisi de hazırlanmasını bitirdi. İkimiz de sarayın bahçesine ışınlandık. Etrafı denetlemeye gidince yalnız kaldım.
Lark, geniş bir gülümsemeyle yanıma geldi.
"Vayyy! Çok güzelsiniz yine, prenses."
Gözümü devirerek, "Teşekkürler, eksik olma Lark," dedim.
"Hâlâ küs müyüz? Neden suratın düştü?"
"Yok, yok bir şey. Küs değiliz. Niye küseyim ki sana! Neyse, ben kokteyl denemeye gidiyorum. Bay bay."
Arkamı dönerek hızlıca yürüdüm. Gereksiz samimi davranması sinirimi bozuyordu. Kokteyl masasına vardım.
"Üff, çok güzeller..."
Kokteyllerin her birinden içtim. Bu kokteyller nasıl bu kadar güzel olabiliyordu, anlayamadım. Gitmeden önce birkaç şişe istemeliydim. Gece olmak üzereydi. Düğüne çok insan katılmıştı.
Ezra ve Lilly de en sonunda gözüktü. İkisi de kırmızı elbiseleriyle bahçedeki yoldan yürümeye başladı.
Havai fişekler atıldı. İkisi de gelin masasının yanına geldi. Ezra oradan bana bakarak selam verdi. Hafifçe gülümseyerek başımla selamını aldım.
İlk önce Azure konuşma yaptı. Sonra herkes topraktan yeryüzüne çıkan evlenme memurunu alkışladı.
İtiraf etmeliyim ki, biraz gözlerim dolmuştu. Her neyse, düğün memuru Lilly'ye sordu. Lilly kahkaha atarak, "EVET!" diye bağırdı.
Düğün memuru Ezra'ya sordu. Ezra biraz duraksadı.
(2 saat sonra)
Gölün kenarına doğru Prens Ezra ile yürüdük.
"Sen ne yaptın öyle? Hâlâ aklım almıyor!"
"Tamam, biraz abarttım ama hak etmişti. Lilly'nin planlarını duyduktan sonra ona kolay bir ceza veremezdim. Hak ettiği yeri buldu. Muhafızlar götürürken nasıl da her şeyi itiraf etti."
İkimiz de gülmeye başladık. Kızın Ezra'yı ve annesini öldürüp kraliçe olma hayali yok olmuştu. Ezra'nın elini tutarak havalandım.
"Hadi dans edelim."
"Edelim tabii..."
Biraz gölün üzerinde dans ettik. Sonra Ezra'nın yüzü yüzüme doğru yaklaştı.
"Ne bu, oluyor mu?"
İçimden korkmuştum. Ezra ile kısa bir öpüşmenin ardından bana, "Maeve, gitme..." dedi.
"Ezra, gideceğimi baştan beri biliyordun. Yapabileceğim bir şey yok. Kusura bakma."
Gölün üzerinden aşağı süzülerek indim.
"Hayatımda ilk defa... Neyse, Ezra, ben gideyim artık."
"Maeve, beni de bekle..."
Bölüm sonu...
ns216.73.216.253da2


