Gökyüzü, bugün de o kadim gözyaşlarını sevdiğinin üzerine cömertçe döküyordu. Sanki bulutlar, yeryüzüne olan amansız aşkını ancak bu şekilde fısıldayabiliyordu. Trajik bir senaryonun başrol oyuncuları gibiydiler; ne tam anlamıyla kavuşabiliyor ne de aralarındaki o sağır edici sessizliği bozabiliyorlardı. Gök gürlediğinde, o kemikleri sızlatan ses sevdiğine haykırdığı bir sitem miydi, yoksa sadece kendine duyduğu öfkenin hıçkırıklara boğulmuş hali mi?
Aşkın kuralı,basitti aslında: Ne kadar derinden seversen, canın o kadar derinden yanardı. Peki ya sırf bu enkazdan sağ çıkmak için daha az mı sevmeliydi insan? Bu, ruhun bir savunma mekanizması mıydı yoksa düpedüz korkaklık mı?
222Please respect copyright.PENANA7qVnlFaJWJ
Aşk; üç harf, tek bir hece... Oysa içindeki o devasa boşluğun hangi parçası tek bir heceye sığabilirdi? Mutluluk mu, huzur mu? Hangisi aşkın o yıkıcı, şehri yerle bir eden gücüyle aşık atabilirdi ki?
222Please respect copyright.PENANAGmSqdZ4AzJ
Afra, o sahte günaydınların, yapay gülücüklerin, buz gibi "bizim statümüze uymaz" cümlelerinin ardından kendini yine odasının dört duvarına hapsetmişti. Kitapların sayfaları, bir zamanlar en yakın arkadaşı olmuştu ama artık kelimeler bile ruhuna ağır geliyordu. Gözleri, pencereden dışarıdaki gri gökyüzüne takılı kaldı. Gökyüzü ağlıyordu. Belki de onun ruhundaki fırtınanın bir yansımasıydı bu gözyaşları. Annesiyle babasının o ‘profesyonel’ sohbetleri, beynin loblarından kalbin odacıklarına, bir virüs gibi sızıyordu benliğine.
222Please respect copyright.PENANAkV3ds8IsHo
Annesi, bir beyin cerrahıydı. Ellerinde hayatlar, parmak uçlarında incecik umut iplikleri… Hastalarının beyinlerindeki o incecik damarları onarırken, kendi kızının ruhundaki çatlakları göremeyecek kadar meşguldü. Afra, annesini severdi. Annesinin o yorgun ama şefkatli gülüşünü, eve geldiğinde saçlarına kondurduğu öpücükleri… Hepsi sanki uzaktan izlenen, dokunulamayan bir rüya gibiydi. Babası ise bir psikiyatrist. İnsanların zihinlerindeki karanlık dehlizlerde kaybolan, ruhlarının en derin kuyularına inen bir ‘aydınlatıcı’… Ama kendi evinin duvarları arasında, Afra’nın çığlıklarını, o sessiz sedasız yok oluşunu duyamayacak kadar sağırdı sanki. Babasıyla arasında hep bir mesafe vardı. Sanki görünmez bir buzdan duvar, babasını Afra’dan ayırıyor, onu hep bir ‘vaka’ gibi görmesine neden oluyordu. Baba sevgisi diye bir şey vardı evet, ama Afra’nın babası bu sevgiyi formüllerle, bilimsel terimlerle açıklıyordu sanki.
Akşam oldu. Evin her köşesinde sessizlik, bir hayalet gibi kol geziyordu. Yemek masasında yine o aynı sahne. Annesi, günün yorgunluğunu gözaltındaki halkalara hapsetmişti. Babası ise telefonuyla ilgileniyor, ara sıra annesinin anlattığı vaka detaylarına “Hmm, ilginç,” diye karşılık veriyordu. Afra ise tabağındaki yemeği kurcalıyor, lokmaları boğazına diziliyordu.
222Please respect copyright.PENANAxF8TTc7KpI
"Yeterince yemiyorsun, Afra. Bu aralar çok kilo verdin. Sağlığın için önemli," dedi babası, sesi monitörden yükselen teknik bir bilgi gibiydi.
222Please respect copyright.PENANAVjd1RHKbUB
"İyiyim baba," dedi Afra, midesindeki düğümü çözmeye çalışarak.
222Please respect copyright.PENANAVkE1E6xbpW
Annesi, sanki içindeki o derin kaygıyı bastırmak ister gibi elini Afra’nın omzuna koydu. "Canım, biliyorum zor bir dönemden geçiyorsun. Ama unutma, biz buradayız. Akşam seninle oturalım mı biraz? Hem ailecek bir film izleriz."
222Please respect copyright.PENANAAOdVnvpqIv
Afra’nın yüzünde soluk bir gülümseme belirdi. Annesi, bu dünyadaki tek sığınağıydı. "Olur anne," diye mırıldandı. Ama o film izleme planı, babasının gelen bir telefonuyla suya düştü. Acil bir vaka… Hastane… Yine aynı döngü.
222Please respect copyright.PENANAi88mFtsTXO
Annesi, babasını uğurladıktan sonra sofra toplandı ve oturup biraz konuştular ama Afra iç dünyasını kendisi bile anlayamacak bir dönemden geçiyordu. Biraz konuştuktan sonra annesi çalışma odasına geçti. Afra' da odasına çekildi.
Yatağına uzandı. Gözleri kapalıydı ama zihni bin bir tilki dolaşıyordu. Okuldaki o sahte dostluklar, ihanetler, ailesinin o görünmez duvarları… Hepsinden kaçmak istiyordu. Bir rüyaya dalmak, asla uyanmamak…
222Please respect copyright.PENANASpabitsbKc
Odanın içinde o tanıdık, elektrikli his yayıldı. Pencere kapalıydı, kapı da kapalıydı; ama O, oradaydı.
Yatağın sağ tarafı yavaşça çöktü. Her nasıl oluyorsa içeri giriyor zarar vermeden gidiyordu. Başta ne kadar korksada hayal mi gerçek mi ikilemi arasında kaldığı için ne yapacağını bilemiyordu.
222Please respect copyright.PENANAoLtYv2WOGT
Afra nefesini tuttu, gözlerini kapattı. Korkudan değil, bu anın büyüsünü bozmamak için. Bir kol, yavaşça beline dolandı. Öyle sıkı ama bir o kadar da narin sarmıştı ki, sanki Afra camdan yapılmıştı ve kırılmasından korkuyordu.
222Please respect copyright.PENANAy2GDtPvDQj
Gölge adam, Afra’nın sırtına sokuldu. Burnunu kızın kumral saçlarının arasına gömdü. Afra, onun derin nefes alışını duyabiliyordu. Yağmur, toprak ve eski bir kitabın kokusu gibiydi kokusu... Öyle baskın, öyle gerçekti ki.
222Please respect copyright.PENANAnH7ZEB3zlp
"Yine yalnızsın..." diye fısıldadı adamın varlığı. Sesi bir ses değil, Afra’nın zihninde yankılanan bir titreşimdi.
222Please respect copyright.PENANAy8gEMrh7dX
Gölge adam, parmak uçlarını Afra’nın şakağında gezdirdi.Afra, bu adamın kim olduğunu bilmiyordu. Bir hayal mi yoksa gerçek mi bunu bile algılayamıyordu.
222Please respect copyright.PENANAK1lJIHmWfQ
Ama her neysebu yaşadığı, annesinin şefkatinden bile daha derin bir sahiplenmeyle sarmalıyordu onu.
222Please respect copyright.PENANAZNCRp5OwkK
Adam, yüzünü Afra’nın boyun girintisine gömdü. Orada uzun bir süre durdu. Afra’nın kalbi göğüs kafesini zorlarken, adamın dudaklarının tenine değip değmediğini anlayamıyordu. Sadece o yoğun sıcaklığı hissediyordu.
222Please respect copyright.PENANA4YoxlS1rVo
Afra evde bu devasa yalnızlıkla baş başa kaldığında, bu gölge adam gelip onun yaralarını sarıyordu.Adamın eli, Afra’nın elini buldu ve parmaklarını onunkilere kenetledi. 190'lık devasa bir gövdenin, 170'lik narin bir kızı koruma içgüdüsüydü bu. Afra, başını hafifçe geriye atıp adamın göğsüne yaslandı. Orada atan bir kalp var mıydı, yoksa o kalp sadece Afra için mi çarpıyordu?
222Please respect copyright.PENANAC7IHMdIS6Q
"Gitme," diye mırıldandı Afra, uykunun o ağır perdesi üzerine inerken.
222Please respect copyright.PENANA7uPoIxr0Fi
Gölge adam, Afra’nın alnına belli belirsiz, tüy kadar hafif bir öpücük bıraktı. "Seni asla tek bırakmam," dedi o karanlık fısıltı. "Sen onun günahısın, ama benim nefesimsin."
222Please respect copyright.PENANAXTsnPGsauj
Sabah olduğunda yine yalnız olacaktı, yastığında sadece o tanıdık koku kalacaktı; ama gece, o gölge adam yine gelecekti.
222Please respect copyright.PENANAJmie5MpQMc
222Please respect copyright.PENANAyDadTjcRX0
●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○
222Please respect copyright.PENANAT4KIcDXtV3
222Please respect copyright.PENANAZVUk5Sutfr
222Please respect copyright.PENANA9qS60rUHqv
Gölge adamın "Sen onun günahısın," diyen fısıltısı, zihnimin en ücra köşelerinde yankılanmaya devam ederken, o yoğun toprak ve eski kitap kokusuyla sarmalanmış uykumdan yavaşça sıyrıldım. Sabahın ilk ışıkları, odamın ağır perdelerinin arasından sızıp yüzüme çarptığında, yatağın sol tarafındaki o yakıcı sıcaklık yerini çoktan sabah ayazına bırakmıştı.
Yastığımda yine o aynı koku vardı... Öyle gerçek, öyle somuttu ki, elimi boşluğa uzattığımda parmaklarımın hala o buz gibi teni hissettiğini sandım. Gözlerimi tavana dikip bir süre öylece bekledim. Kalbim, dün gece yaşadıklarımın ağırlığıyla yorgun bir ritimde atıyordu. Bu yaşadıklarım, babamın kütüphanesindeki o ağır tıbbi kitaplarda geçen bir 'disosiyatif bozukluk' muydu?
222Please respect copyright.PENANA7f4A4DdwQW
Yataktan kalktığımda bacaklarım titriyordu. Salona geçtiğimde, o geniş L koltuğa baktım. Dün gece orada hissettiğim o soğuk nefes, ürpertici sarılış... Hepsi bir rüya olamazdı.
222Please respect copyright.PENANAPW6Sg0tFFd
Tam o sırada annem, o her zamanki cerrah titizliğiyle hazırlanmış, elinde sabah kahvesiyle mutfaktan çıktı. Bakışlarında, sanki benim ruhumdaki o derin yarığı dikmek istiyormuş gibi bir ifade vardı. Ama o sadece fiziksel yaraları iyileştirmeyi bilirdi; ruhumdaki o görünmez mühürden haberi bile yoktu.
222Please respect copyright.PENANA2C3UUkUcBF
"Afra, yine mi o kâbuslar kızım? Gözlerinin altı çökmüş," dedi, sesinde samimi bir endişeyle.
222Please respect copyright.PENANAYjEjbnhUIi
"İyiyim anne," dedim, her zamanki savunma kalkanımı kuşanarak.
222Please respect copyright.PENANAN32LkuKrqV
"Sadece... ev bazen çok sessiz geliyor."
222Please respect copyright.PENANASXrZpPejmw
Annem saatine baktı, mesai saati bir cellat gibi yaklaşıyordu. "Bugün yolda büyük otobüs kazası olmuş, biliyorsun. hastanede kalabilirim. Kapıları iyice kilitle, tamam mı?"
222Please respect copyright.PENANA4qfjMXHCMX
İşte o an, korku bir yılan gibi omurgamdan yukarı tırmandı. Bu gece evde tamamen yalnız kalacaktım. Kitaplığı kapının arkasına çekmem, dualar etmem ya da saklanmam yetmeyecekti. O, kapılardan geçmiyordu; O, karanlığın içinden doğuyordu.
222Please respect copyright.PENANAIocsHrMeWy
Annem kapıyı çarpıp çıktığında, koridordaki sessizlik bir canavar gibi üzerime çöktü. O an kararımı verdim. Babamın muayenehanesindeki o 'hayal mi, gerçek mi?' testlerine girmeyecektim. Kendi kanıtımı kendim yaratacaktım.
222Please respect copyright.PENANAZk3H2f1SKC
Mutfağa gidip bir bardak su içtim, ellerimin titremesi geçmiyordu. Odama döndüm ve şifonyerin üzerinde duran telefonuma baktım. Mercek yalan söylemezdi. Eğer gece yarısı yatağımın kenarı çökecekse ve orada kimse görünmeyecekse, o zaman aklımı yitirdiğime ikna olacaktım. Ama eğer o videoda bir gölge görürsem... İşte o zaman kaçacak hiçbir yerim kalmayacaktı.
222Please respect copyright.PENANA4t87TtnnHK
Okuldan eve dönüş yolunda, adımlarım her zamankinden daha ağır, zihnim ise bir savaş alanı gibiydi. Gökyüzü hala o gri, puslu rengini koruyordu; sanki o da benim gibi geceyi bekliyordu. Eve girdiğimde sessizlik, zehirli bir gaz gibi ciğerlerime doldu. Annem ve babam yoktu. Bu gece, bu devasa evde sadece ben ve... O vardık.
222Please respect copyright.PENANAp6RLCAxTXV
222Please respect copyright.PENANAMATDBSLq1h
Odama çıktım. Elleri titreyen bir suçlu gibi telefonumu şifonyerin üzerindeki kitapların tutulmaması sabitlendim. Kamera tam yatağına bakıyordu. Video başlatıldım. Ekrandaki o küçük kırmızı ışık, sanki ruhumun son savunma hattı gibi yanıp sönüyordu.
Yatağa uzandım ama uyumak istemedim. Ancak benim orada, sanki bir büyülenmiştim ve hızla ağırlaştı. Göz kapaklarımın kapandığı o son yansımaları, odadaki saatin tik-tak seslerinin yavaşlayıp tamamen kesildiği duyuldu.
Ve sonra... O tanıtıcı buzdan kollar inanıldı.
222Please respect copyright.PENANA9SVoFpjSwj
Sabah gösterisinde keskin ışınla ortaya çıkıyorum. Odam her zamanki gibi ama hayattaki bir kalıntının altında yaşadığım hissi vardı. Hiç vakit kaybetmeden, neredeyse nefes bile almadan telefona atıldım. Ellerim öyle çok titriyordu ki telefon neredeyse yere düşecektim. Kaydı durdurdum ve titreyen parmağımla 'Oynat' tuşuna bastım.
Dakikalarca taklit ederim. Sadece boş bir oda ve yatakta huzursuzca kıpırdanan ben vardım. "Lütfen hayaliniz olsun" diye fısıldadım. "Lütfen sadece deli ayrılıkları kanıtla bana."
222Please respect copyright.PENANAQmJNcvP6NX
Videonun 03:14'üncü saniyesine gelindiğinde kalbi duracak gibi oldu.
Görüntüde ben vardım ama değişen sol tarafı, sanki üzerine 90 kiloluk bir ağırlık çökmüş gibi aşağı doğru bastırıldı. Ama orada kimse yoktu. Görünmez bir güç çarşafı kırıştırıyor, beni kendine doğru çekiyordu. Ben uykumda, görünür bir gövdeye ayrılmış gibi birleştirilmiş doğru eğiliyordum.
222Please respect copyright.PENANAtcHSFzQlBW
"Hayır..." diye inledim, boğazımdaki hıçkırığı bastırarak. "Bu imkansız."
Videonun sonuna yaklaşırken ekrandan anlık bir parazitlendi. Karardı. Ve tam görüntü geri geldiğinde, kameranın hemen önünde, merceğe o kadar yakın ki sanki içime bakıyormuş gibi duran bir çift göz gördü.
222Please respect copyright.PENANAvvKOYxWxD4
Zümrüt yeşili, içinde kahverengi harelerin dans ettiği o Salırlar.
Sadece bir saniye sürdü.
222Please respect copyright.PENANAasSSyY7UOH
Ardından ekran tamamen karardı. Ama videonun son saniyelerinde, hoparlörlerinden o buz gibi fisıltı işlemleri sürüyor. Bu kez sadece zihnimde değil, her yerde yankılanıyordu:
"Kamerayı kapatmayı unutmuşsun küçüğüm. Ama babanın dolabındaki o siyah kilitli kutuyu açmayı da unutma."
222Please respect copyright.PENANAxYsn3lgyPd
Telefon parçalarının arasında kayma halının üzerine düştü. O ses... O ses sadece videodan gelmemişti. Sanki tam arkamda, kulağımın sesini fısıldamıştı. Arkadan saklanmak, o soğuk odada öylece kalakaldım.
Telefonun ekranı kararmış olsa da o zümrüt yeşili gözlerin hayali tükenmesi onun yerine sinmişti. Bakışlarımı yerden düştüğünüz yerden ayırmayı bırakın. Kulaklarımda hala o fısıltı çınlıyordu: "Babanın dolabındaki o siyah kilitli kutuyu açmayı da unutma..."
222Please respect copyright.PENANAqn003KAXOE
Babam... İnsanın ruhunun en karanlık dehlizlerine fener tutan o adam, kendi evinin içinde hangi iblisi saklıyordu? Bir psikiyatrist olarak tedavi mi yapıyor bu gölgeyi, yoksa o gölgenin doğmasına bizzat mı sebep oldu?
Babamın dolabı... Ve o kilitli siyah kutu.
Babamla ne derdi olabilir ki?
222Please respect copyright.PENANANJqgeG3Sr2
222Please respect copyright.PENANAwklHYCZOgH
222Please respect copyright.PENANApDbQYRAn8U
222Please respect copyright.PENANAHW581HEjeI
222Please respect copyright.PENANATp6t2tKAiA
222Please respect copyright.PENANA4hy5aoSwAg
222Please respect copyright.PENANADGjG6eV8ZQ
222Please respect copyright.PENANAXgBq6dyw9M


